8-9 belki de 10 yaşındaydım. bilemiyorum.
o zaman aşırı moda olan bişi vardı, en azından bizim sınıfta.
telefonla birilerini işletmek.
eğer doğum günü partisi vs. varsa ve bir evde toplanmışsak, mutlaka rastgele numaralar arar işletirdik.
o zaman sadece süper FM bilirdik. her aradığımıza "Süper FMden müthiş hediyeler kazandınız" derdik. karşı taraf heycanlanırdı, anlardık sesinden. adreslerini alır, çat diye kapatırdık.
ardından inanılmaz kahkahalar yükselirdi.
nasıl da eğlenirdik, o zamanlar büyük stresti tabi ki, matematik sınavları, türkçe sınavları. ben o zamanlar ÖSS diye birşeyin varlığını bile bilmiyodum mesela. kuzenimin össye girdiği yıl öğrendim. o da milenyum zamanına falan denk geliyordu sanırım. neyse.
derslerimizin ağırlığını telefonla insanları işleterek attığımızı sanırdık.
eğer evde kimse yoksa, ve ben sıkılmışsam, ahizeyi elime alır, rastgele birini arar ve "pardon hanfendi/beyfendi, buzdolabınız çalışıyor mu?" derdim. karşımdaki ya çat diye kapatır, ya da gerçekten gidip bakardı çalışıp çalışmadığına.
ama bi keresinde ben çok fena kıstırıldım. karşı tarafın telefonu arayan numarayı gösteriyordu, ve adam beni aramıştı. bende nasıl bi korku, nasıl bi telaş.. az daha kızsaydı o amca bana, sanırım ağlayacaktım.
işte ben bu zamanlardaki saflığı özledim. henüz içimizdeki tek kötülüğün tanımadığımız birini kandırmak olduğuna inandığımız zamanları...
bunları neden mi yazdım? çünkü artık kötülüklerin haddi hesabı yok. hiç ummadığın bir zamanda ummadığın birinden gelebiliyor... o kötülük ne mi?? amaan boşverin, bana bunu yapan kendi hayal dünyasında yaşayan bi zavallı sadece...
--> Read more...
o zaman aşırı moda olan bişi vardı, en azından bizim sınıfta.
telefonla birilerini işletmek.
eğer doğum günü partisi vs. varsa ve bir evde toplanmışsak, mutlaka rastgele numaralar arar işletirdik.
o zaman sadece süper FM bilirdik. her aradığımıza "Süper FMden müthiş hediyeler kazandınız" derdik. karşı taraf heycanlanırdı, anlardık sesinden. adreslerini alır, çat diye kapatırdık.
ardından inanılmaz kahkahalar yükselirdi.
nasıl da eğlenirdik, o zamanlar büyük stresti tabi ki, matematik sınavları, türkçe sınavları. ben o zamanlar ÖSS diye birşeyin varlığını bile bilmiyodum mesela. kuzenimin össye girdiği yıl öğrendim. o da milenyum zamanına falan denk geliyordu sanırım. neyse.
derslerimizin ağırlığını telefonla insanları işleterek attığımızı sanırdık.
eğer evde kimse yoksa, ve ben sıkılmışsam, ahizeyi elime alır, rastgele birini arar ve "pardon hanfendi/beyfendi, buzdolabınız çalışıyor mu?" derdim. karşımdaki ya çat diye kapatır, ya da gerçekten gidip bakardı çalışıp çalışmadığına.
ama bi keresinde ben çok fena kıstırıldım. karşı tarafın telefonu arayan numarayı gösteriyordu, ve adam beni aramıştı. bende nasıl bi korku, nasıl bi telaş.. az daha kızsaydı o amca bana, sanırım ağlayacaktım.
işte ben bu zamanlardaki saflığı özledim. henüz içimizdeki tek kötülüğün tanımadığımız birini kandırmak olduğuna inandığımız zamanları...
bunları neden mi yazdım? çünkü artık kötülüklerin haddi hesabı yok. hiç ummadığın bir zamanda ummadığın birinden gelebiliyor... o kötülük ne mi?? amaan boşverin, bana bunu yapan kendi hayal dünyasında yaşayan bi zavallı sadece...



