03 Şub 2010

Çankaya Belediyesi Sesimizi Duymalı!

Ankarada şu an inanılmaz bir kar yağışı var. tüm ilçelerde bu geçerli mi bilmiyorum ama en azından Çankaya kardan nasibini aldı. dün gece başlayan kar, aralıklarla devam etti ve son 3 saattir aralıksız tipi halinde yağıyor. bugün okuldan dönerken or-an kavşağına kadar bir şey yoktu. or-an a doğru geldiğinizde sizi tipi selamlıyordu. bu tipi 2 dakika içinde inanılmaz bir hal aldı. hepi topu 1 kmlik alan içerisinde iklim değişti sanki. yollarda kar, çamur... dışarısı desen göz gözü görmüyor. benim asıl sorunum ise evime dönen kavşakta başladı. kavşağı geçince ara yolların sabahtan beri hiç temizlenmemiş, 10 cm kar altında buzla örtülü olduğunu anladım. yavaş gitmeye başladım. yavaştan kastım gerçekten yavaş. eve dönen yola saparken direksiyon hakimiyetimi kaybettim, frene sıkı basılmaması gerektiğini de bildiğimden içimden ölüm düşüncesi geçti çünkü hızla önümdeki direğe doğru yol almaktaydım. yollar inanılmaz kaygandı. son anda direksiyonu kırıp yolumu düzelttim ancak bu durum beni çok korkuttu. düşünsenize 23 km normal gelmişim, son 2 kmde resmen hayatımdan olabilirdim. hadi hayatımdan olmak belki biraz abartıdır ama en azından o direğe girsem bi tarafımın hasar göreceği kesindi. her belediye bunu yapıyor mu bilmiyorum ama son 2 kar yağışından beri yollar temizlenmiyor. bugün ben belki atlattım ucuz şekilde ama yarın aynı şeyin olmayacağının garantisini bana kim verebilir? insan hayatı gerçekten bu kadar ucuz mudur? hala tipi şeklinde kar yağıyor ve bu şekilde devam ederse sabaha afet olması kaçınılmaz. tabi bir çok trafik kazasınında. eğer düzenli olarak karlar temizlenmezse bir çok insan evinden çıkamayacak. çıkanlar da kaza yapacak. en azından tipi yolları örtmeye başladığında araçlar çıkabilirdi. tipi başlayalı saatler olmasına rağmen hiç bir kar küreme aracı ortalarda yok...

ah pardon, geçen haftaki yağıştan sonra, karlar eriyinde kar küreme araçlarını yollarda görmüştük değil mi? pardon!
--> Read more...

28 Oca 2010

bilkent geleneksel kayıt günleri


eveeeet, bir registation manyaklığını daha geride bıraktım. hala uğraşanlar ve ders ekleme/bırakma son gününe kadar uğraşacak olanlar vardır elbet. ancak şu an elimden gelen budur. bir dersimin hocasının belli olmaması nedeniyle ona müdahele edemedim.

2 saat boyunca istediğim hocadan dersi kapabilmek için yerimden bile kalkmadım, su içmedim, açlıktan ölmeme rağmen yemek yemedim. tam umudumu kaybetmişken açılan 5 kişilik kotayla kendimden geçtim, dersi seçtim.(kafiyeye gel heheyyytt)

seçtiğim an inanılmaz mutlu oldum, salak gibi el falan çırptım. şu an çok mutlu ve huzurluyum. üzerimden bir yük kalktı resmen.

--

ankaraya kar bir geldi tam geldi. normalde kayıt günümde okula giderim ben, ne olur ne olmaz diye. şimdi pc çöker elektrik gider falan. sabah babam okula arabayla gidemezsin dediğinde "iyi yeaaa gitmem o zaman ben de" dedim. evden de bu ders seçimlerinin yapılıyo olabilmesine bayılıyorum. kayıt saatime 1 saat kala elektrikler gitmesin mi :S aldı beni bir telaş. jenaratör var ama modem sapıtmış durumda. bi türlü bağlanamıyorum internete. tam herşeyi göze alıp arabayla gidicektim ki elektrik geldi. beni büyük bir yol işkencesinden kurtardı. kar durmuştu gene başladı. bizim burada önceki yağıştan kalan bi 5 cm kar vardı, tahminen şu an dışarda 10-15 cm kar vardır. meteorolojide yağmur diyor bugün için ama kar uzun zamandır yağmadığı için olsa gerek inatla yağıyor. yağsın bakalım biraz. eğer yarın okulum olsaydı yağmasın dursun derdim ama cumalarımı boşalttım ve kar gibi bir kaygım yok yarın için. hehehe. okula gidecekler düşünsün :p

dün gece o kadar güzel göründü ki dışarısı... tam yatağıma girecekken gittim pencere kenarına üşüştüm. tüm ışıkları kapattım. ipodu taktım kulağıma. ispanyol ezgilerine o kadar güzel eşlik etti ki kar... bir yandan hiç lastik izi olmayan yol, karşı da orman.. hafif loş ışıklar... o an yanımda sadece marul olsun istedim. huzurum katlansın istedim. gecenin 2sinden 3üne kadar dışarıyı seyrettim tünediğim koltuğumun tepesinde. her zaman gri olan ankaraya sisle birlikte gelen kar o kadar çok yakışıyor ki... hele bir de karşında orman manzaran varsa, işte o zaman tadından yenmiyor. çok güzel bi uyku çekmişim zaten... düşünün o 1 saatin bana nasıl yağan kar gibi yumuşak geldiğini.

babamın sabah 8de kaldırmasıyla uykusuz kalsam da hala dışarıdaki beyazlığa bakıp huzur doluyorum. bir de aldım ya derslerimi istediğim hocalardan.. e ben daha ne isteyeyim?
--> Read more...

23 Oca 2010

ben

geçen gün inflack yazmış.. şimdiki liselilerle kendi lise çağını karşılaştırmış..
ben de bu yazıdan yola çıkarak ilkokul, orta okul ve lise yıllarımdan derlemeler yapmak istedim...


ilkokul:

bildiğin ezik idim. daha doğrusu yan sınıftaki kızlara nazaran. yoksa okulun tümünü tanırdım(onlar beni tanımazdı ama olsun), sınıf içinde ilkokul için süper denebilecek arkadaşlarım vardı.dersimize giren hocaların gözbebeğiydim çünkü notlarım oldukça yüksekti(hayır burda ow beybi ben muhteşemim havası yaratmaya çalışmıyorum, oturup mal mal ders çalışıyodum ona dikkat çekmek istedim). hiç bi zaman hocalarımdan "camenta böyle yaramaz, camenta böyle tembel" diye şikayet almadı ailem. çok konuşuyor da demediler. hiç konuşmazdım derslerde ben. konuşanlara "susar mısın ders dinliyorum" diyen, sevilmeyen arkadaş tipindendim. en uçarı davranışım, dersin ortasında bi gerizekalının bana küçük kağıtlar atmaya başlamasıyla benim sinirlenmem, aynı şekilde kağıtları top haline getirip suratına fırlatmam ve olayın tenefüste kızlar erkekler çatışmasına dönüşmesiydi. 3. kattan bahçeye kadar süregelen, tenefüs sonunda bahçenin bembeyaz olmasıyla sonuçlanan bi kağıt savaşıydı bu. zil çaldığında hepimiz sınıfa koştururken bi hocanın beni ensemden yakalaması, bahçeyi sen toplicaksın demesi, ve benim 3. sınıf gerzekliğimle "yooo, sen toplaağğğ" deyip kaçmamdı. bunu duyan sınıf hocamız beni yanına çağırmıştı ve dersin ortasında o kadının bulunduğu sınıfa giderek ondan özür dilememi istemişti. girdiğim sınıf 4. sınıftı ve inanılmaz bi eziklikle özür dilemiştim. en korktuğum an ise 5. sınıfta erkeklerin müzik dersinde tahtaya çıkıp ricky martin eşliğinde dans etmesi sırasında benim kahkaha dozunu kaçırıp sıradan düşmem üzerine tenefüste o erkek grubunda bulunan sınıfın belalısı tipin beni tenefüste boğazlamasıydı. altıma edebilirdim o an. zaten o günden sonra 1 dönem boyunca "her sorduğumda saati söylicennn" şeklinde bi ceza almıştım o bebeden.
-yani genel olarak, hatta %98 başarılı, sakin uslu bi kızdım.

ortaokul:

benim erkeklik yıllarım diye tabir edilebilir bu geçen 3 yıl. okul değiştirmiştim, ve yeni bir ortam beni gerim gerim gerecekti. gel görki 5. sınıfta bana saat cezası veren yarım akıllı da o okula geçmişti. zaten onu gördüğümde oradan topuklamak istemiştim. neyseki aynı sınıf değildik, bu salak 5 sene özelde okumasına rağmen hiç ingilizce bilmiyo olarak kabul görmüştü çünkü. neyse, bu dönemde ben pek kız gibi görünmüyodum. kızlar o dönem bana inanılmaz salak geliyolardı. yeni yeni makyaj hevesleri, etek kıvırmalar falan. zaten bunları o zamandan yapanlar şimdilerin popüler kaşarları oldular. o bakımdan erkeksi tavırlarımdan dolayı kendimi kutluyorum. 7. sınıfta okuldaki erkeklerden daha ciks kramponlarım vardı lan düşün. zaten küçükkene bale yapmamın vermiş olduğu kaslı bacaklarım sayesinde hiç de eğreti durmuyodu. ama o kramponları küçülünce ağlaya ağlaya verdim kardeşime. o derece tutkuyla bağlıydım. bordo kramponlarım.... yaz kış demeden giydim ben onu. sonra bi de okulun önünde takım renklerinde eşyalar satan bi amca vardı. her gün ama istisnasız her gün gidip sarı-kırmızı eşyalar aldım. bayrak olsun, kupa olsun. paramızın yarısı o adama gitti yani. ayrıca herkesten çok futbolcu kartım vardı. lise 1 e kadar gururla sakladım ben onları. sonra kız olduğumun farkına vardım.
ilk BİRimi ortaokulda aldım. 6. sınıfta. ama notlar şu şekileydi benim o dersten: 92, 36, 95, 91. 36 ne çirkin duruyo di mi lan orda. o 1 olmasaydı ben okulda ilk 3'e giricektim. hala acısı içimdedir. nedendir bilmiyorum ama çalışasım gelmemişti hiç. günlerce söyleyememiştim anneme ve babama. annem veli toplantısında öğrenince bildiğin ağzıma zıçmıştı da günlerce ağlamıştım.
-bu geçen 3 seneyi de başarılı, erkek görünümlü kız olarak özetleyebiliriz.

lise:

resmen 3-0 önde başladım liseye. hem bursluydum hem de en çalışkan öğrenciler sınıfında kendime yer edinmiştim. ingilizcede de kurlara ayrılmıştık ve ben gene en iyi bilenler sınıfındaydım. zaten hiç bi zaman dil dersleriyle problemim olmamıştı. asıl sorunum fen derslerinde olacaktı ki, bunu lisenin ilk dönemlerinde pek anlamamıştım. babamların arkadaşlarının olduğu her ortamda burslu camenta diye anılırdım, ve ne yalan söliyim bundan çok kaymak yedim. o ortamlarda en çok ben sevildim falan. zaten babamın arkadaşlarının çocukları arasında "wöeh" tarzı çalışkan olan 2 kişi vardır. onlarla da pek görüşemiyoduk. yani ortamın zeki kızıydım. lise 1 başlarında göz kalemini keşfettim, ama hiç bi zaman hafta içi sürüp de gitmedim bunu. kuralları biliyodum ve kurallara karşı gelmek isticeğim son şeydi. süt dökmüş kedi misaliydim. gerçi bunun acısını evde anne ve babama çirkefleşerek gösteriyordum. o dönemde popülerlik anlayışı benim için pazar günü arkadaşlarınla buluşabilmekti. hiç yapmadım. hiç popüler olmadım bu mantıkta. pazar günü benim için hep aile günü olmuştur. pazar kahvaltıları, pazar gezileri. özeldir hala benim için pazar. çok fazla pazarları insanlarla buluşmak istemem hala. sınıfımda inanılmaz gruplaşma vardı. ama ben hiç bi gruba mensup değildim. hatta capon, ki kendisi liseden tanıdığım, şimdi üniversitede en yakın arkadaşım, beni şu şekilde özetler her insana: garibim bu en arka en köşede oturur test çözerdi, arada bi gözlüğün üstünden sınıfı süzer, sonra gözlüğünü düzeltir gene teste dönerdi. lisenin özeti resmen budur. derslerde asla çıkarmadığım, çünkü çıkarırsam kör gibi hiç bişi göremiyorum, gözlüğüm, test kitabım ve ben. güzel bi üçlüydük. benim lisedeki grubum bunlardı. asosyaldim demiyorum, ama ne biliyim gene olsa gene aynı şeleri yapardım çünkü sınıf arkadaşlarım tam bir maldı. ne konuşacaktım ki... herkes bi havalı olma triplerindeyken ben oturur ders çalışır, müzik dinlerdim. asla marka takıntısı olan bi insan olmadım. ya da asla eteğini kıçına kadar kıvıran minik kaşar peynirlerinden. normaldim ben. çok normaldim hemde.


kısacası ben hayatın tadına üniversiteyle varmaya başladım. bi kere ünv. başlamadan hemen önce marul gibi süper biri girdi hayatıma. onun benim hayata bakışımın değişmesinde rolü çoktur. 2.5 senedir bi şekilde kendimi ortamlara sokabiliyorum, insanlarla konuşabiliyorum, rahatım bu konuda. şu anki arkadaş seçimlerimden hiç pişman değilim, öncekiler iğrençti. okuduğum yerden pişman değilim. baba parasıyla okuyo diyenlere baba parasıyla okuyanların ortalamalarına bakıp, sonra benimkilerine bakmalarını tavsiye ediyorum falan. bi şekilde notlarımı yüksek tutmaya çalışıyorum. o hırsım hiç azalmadı. bende değişen arkadaşlığa bakış açım oldu. az öncede dediğim gibi bir de değişmemi maruluma borçluyum...


işte ben buyum...

--> Read more...

18 Oca 2010

ankara yolları taştan, istanbul çıkardın beni baştan

eveet bendeniz istanbullara gittim, üstüne bi de geri döndüm bugün. ne kadar macera ne kadar macera :D :p

2ye doğru hastanedeydim, 4 e doğru da hastaneden çıktım. sonuçlar iyi. hala sağlamım :D 1 sene sonra tekrar gidilecek aynı yere. muhtemelen aynı tarihe yakın bir zamanda..



istanbul heyecanım sabancı üniversitesini gördüğümde artar benim. kalbim atmaya başlar. yıllarca hasret olduğum bir şehir istanbul. uzunca bir süre gidemediğim. uzun zamandan sonra tekrar gitmeye başlamam 5 sene öncesinde dayanıyor. 5 senedir ben her istanbula gidişimde heycanlanırım.

bugün arabada uyuduğumdan sabancıyı göremedim. zaten gözlerimi açtığımda gişelerden geçmiştik bile. ama dönüşte sabancıyı gördüm, ve hüzünlendim bu sefer. çünkü o heyecan, dönerken üzüntü oluyor içime. tamam, ben belki ankarayı aşırı seviyorum, ama söz konusu istanbul olunca etkisine aylar önceden girebilirim. bir nevi çocukluğumun geçtiği yer istanbul. o kadar sık gittim ki çocukluğumda.. zaten çocukluğumda oluşturduğum ilk arkadaşlıklar, dostluklar, hepsi istanbuldan. şimdiki en yakın arkadaşım kamil mesela...

istanbulda kalamadım bu sefer belki, ama gene de kısa süreliğine havasını almak bile iyi geldi. her ne kadar bugün orada hava yağmurlu ve kasvetli olsa da.. sanki kalamadığıma hüzünlenir gibi...
--> Read more...

17 Oca 2010

hıhı.

yarın 9 da istanbula gitmek için yola çıkmak.
ama saatler 4-5 i gösterdiğinde tekrar ankaraya dönüş yoluna çıkmak.
ne güzel dimi.
3 saatliğine istanbul.
ama sadece hastane.
hüff.
--> Read more...

15 Oca 2010

sabahın 10undan beri 2dklık pediyodlar ile mailimi ve stars'ımı kontrol ediyorum.
nerde notlar???
hani?
şimdi sinirden masayı yicem o olucak.
--> Read more...

bak şimdi.

bastı bacak nihalin bile eşşek taşlı yüzüğü var.
ehi ehi evleniyok ehi ehi diye ortalarda dolanıyo.
benim neyim eksik lan.
ben de evlencem.
marul! gel buraya.
ewlenicez.

:D
--> Read more...

11 Oca 2010

manda yuva yapmış söğüt dalına


başlık aşağıda yazanlarla tamamiyle alakasız olup, yazarın sıkılgan ruh halini temsil etmektedir.

- finaller bitti ya, çok fena yaydım. 12 saate varan uykular, sürekli bir derbederlik havası. hafta sonu beni kendime getiren tek şey sevgilimdi. eğer onunla buluşmasaydım muhtemelen şu an tipim ilk insanlara benzerdi. o derece yaydım bak.

- yahşi batıya gittik marulla. beğendik. başındaki animasyon, filmde kullanılan karikatürler.. hepsini çok hoş buldum. filmin ilk yarısı yavaş bir seyir izlerken, 2. yarısı çok daha atik sanki.. ayrıca cem yılmazın seyirciye ne zaman film arası olacağını filmde söylemesi bence çok hoş bir detaydı.
filmde yanımda oturan hödük gerizekalı yüzünden ilk yarıyı çok kafamı vererek izleyemedim çünkü bu angut sürekli olarak kıç diye tabir ettiğimiz bölgesini oynatmaktaydı. insan hiç mi yerinde duramaz be kardeşim? wöeh!

-tatilde herkes bi yerlere dağılıyor. hatta dağılmak ne kelime. dünyanın öbür ucuna gidenler bilem var. misal mi? capon teeee amerikalara gidiyor perşembe günü. hem de tek başına yolculuk edecek. sıkılırdım ben be. gerçi yolculuğun yarısında uyuyacak orası ayrı. 2 hafta yok kendisi.

- ben de haftaya pazartesi istanbul yolcusuyum. %80 5 gün kalıcam. minimal yaşantı naparsın :p

- uzun zamandır fotoğraf çekmiyordum. deviantart adresimi takip edenler anlayabilirler. bugün evde 1-2 bişi çektim. yüklerim belki. hele bi kurayım da CS4 ümü. pcye format atılalı aylar oluyor, ben hala fotoşop yüklemedim. ne zamandır fotoğraf çekmiyorsun sorusunun cevabı burada gizli aslında.

- lan gene ortalama hayal oldu ha. abi ben ne zaman planladığım ortalamayı tutturabilicem?!

- 10 nisanda madride gidiyorum, haftasonu kaçamağı gibin. ailemle gezip, bir sürü foto çekicem.

- hani bir yol 3 şerittir mesela. ama insanlar ısrarla o yolu 5 şerit kullanır ya... uyuzum. çok hem de.

- bu haftasonu kurs yoktu. sanki ispanyolcayı unuttum. öyle bir his geldi bana. his gelmek. ne demekse.

- bugün çektiklerimi az sonra yayınlarım. şimdi buna karar verdim.

- arabayla bi yerlere gitmeye alışmışım. dün araba olmadan gezince DONDUM. ama iyi oldu. arabasız olmayı da özlemişim hani.

- geçen gün aşkı memnunun eski bölümlerinden birine denk geldim internette. kıvanç tatlıtuğ saçlarını kestirince daha zayıf görünüyo. tüm mandalığı gitmiş, insana benzemiş. aferin kıvanç'a.

elim ağrıdı yaa. bugünlük bu kadar :D

adiosss
--> Read more...