28 Ara 2010

hola, hello, hallo, bonjour, selam lan!

offf başlığa bak anasını satayım. sıkıldım lan napıyım. yarın finallerim başlıyo benim :( finallere çalışmak yerine oturdum blog giriyorum. patlayacak! :S

neden blog giriyorum şu an bilmiyorum. kafamda yazcak bişi de yok. sadece sıkıntıdan ha. ders çalışmamak için yollar deniyorum. yemek yemekten 150 kilo olucam o derece. acıkmamışken kendimi kandırıp ay ben acıktım gidip yemek yiim falan demeye başladım. sonum iyi değil. belki de şundandır ama: gidicem ya almanyaya, bulamıcam orda anne yemeği. gerçi ben de iyi yemek yapıyorum ama anne yapınca yemesi daha zevkli. bi de annem şu sıralar tatil ilan etti, paso yemek yapıyo.. yamyamyam! mis. ondan çok yiyorum ben. hıhı, ebet.

bi de benim kafam güzel galiba. dün fenalaştım da üstünüze afiyet. çok sık olan bişey ama arkadaşlarım ilk defa gördüler ve beni de paniklettirdiler. peşimden pıtıpıtı gelmeseler ben daha kısa sürede toparlardım. ama onlar da haklı, kafatasına kadar kızarmış bi camenta görmek onlara iyi gelmemiştir. hele ki nefes alamayan ve olduğu yerde kitlenip titremeye başlayan bi camenta. oha ben bile düşününce fena oldum. doktora götürmek istediler ama dedim ya bu benim alışmam gereken bir sağlık sorunu. o yüzden ne kadar doktora gitsem de bişi yapılamıyo. reddettim doktora gitmeyi. su içirip dışarı çıkardılar. sonra yüzümü falan yıkadılar. öyle. sonra geçti. ama insanlar bi anda yanıma gelip iyi misin diye sorunca gene nefes alamadım gözlerim kızara kızara zor attım kendimi tuvaletten dışarı. öyle. iyiyim şimdi ama ya. korkmayın *-*

iki lafı bağladım az önce kafamda, şu çıktı:
şimdi ben gidiyorum ya, kimse bana benzeyemeyecek. BEN TEKEEEMMM!

iyice saçmalamaya başladım ben galiba. o.O bele bele bakıyorum zaten ekrana. derse dönmem lazım. istemiyorum ama. zorla mı? evet. neden? çünkü galiba ünv. hayatımın en iyi ortalamasını yapıcam bu dönem. finallerde patlamamam lazım. kısfmet.

yılbaşı da geldi lan. oha. ayrıca fizy de kapatılmış. kınadım çok.

konudan konuya atlamak böyle olur işte. gidiyorum ben! :/
--> Read more...

16 Ara 2010

Asla.

Bir hata hayatta bir kere yapılır.
Ben o hata kotamı bundan 6 sene önce, LGS sınavından sonra yaparak doldurdum.
Babamın isteğiyle zorla Fen Lisesinde okudum. Biyoloji dışında Fen adına kafası başka bir şeye basmayan kız olarak başladığım lise hayatıma, aynı statüde veda ettim.
Başarısız mı oldum? Hayır, ama başarımı herşeye kafası basan biri olmama değil, ezber kuvvetime ve kopya çekme kabiliyetime borçluydum.
Bundan mütevellit İşletme okumaya karar verdim.
Hani olur da burada daha güzel bir amaç edinir, ona çalışırım diye.
O amacı buldum. Global Business'ı major olarak seçmek.
Liseye gelene kadar amacım olan Yabancı Dil okumak, üniversitede biraz dallanıp budaklandı. Yerini bolca dil öğrenerek, uluslararası bir şirkette çalışmak aldı.
Bu süre zarfında danışmanlık ilgimi çekti.
Türkiye'deki danışmanlarla görüştüm. Fikir aldım. Asla parasal bazlı bir işte çalışamayacığımı daha 2. sınıfta anlamıştım zaten. Para işin içine girince benim matematik bilgim arap saçından hallice oluyordu.
...
Bugün Major Tanıtım Toplantısı yapıldı. Kağıt dağıtıldı seçtiğimiz major'ı 2 haftaya bildirelim diye. Hiç düşünmeden Global Business Management yazıp kağıdımı teslim ettim. Sessiz sedasız...
Babamla dönem başından beri anlaşamadığım bir konuydu bu Global konusu...
O beni sigortacı yapmak istiyordu. Hesabında İngilterede master yapıp burada özel sigorta şirketi açmam vardı...
Bu kez olmadı.
Babamın isteği doğrultusunda değil, burnumun dikine giderek karar verdim. Sevdiğim bir işi yapmak her zaman beni daha iyi, daha canlı tutar. Bu herkes için böyledir.
Akşam ben Global seçtim dediğimde evde kızılca kıyamet koptu. Ne kadar sorumsuz olduğumdan girildi, bundan sonra hayatta yalnız karar alıyım bariden çıkıldı. Tam bir kaos.
...
Ben Fen Lisesine girerken kendi kendime bir karar verdim.
Asla babamın istediği, onun istekleriyle harmanlanmış, hamuru onun keyfi doğrultusunda yoğrulmuş bir kız olmayacağım dedim.
Asla...
--> Read more...

14 Ara 2010

Ciddi Ciddi


Elime Frankfurt biletim geçti az önce.
Öğle saatlerinde de üzerine vizesi basılmış pasaportum eve gelmiş.
Ev tamam.
Dersler tamam.
Toplam 60 kg gidebilirim. Annem benimle geliyor. Ana kuzusu, ezik falan değilim hayır. Sadece dinlenmeye ihtiyacı vardı ve Almanya'daki evim buna çok uygundu. 4 gün kalıp gidecek. Annemin en fazla 7 kg ile gideceğini bildiğimden toplam bagaj hakkım etti mi 53 kg?
Frankfurttan eve transferim de tamam.
Ne kaldı ki geriye?
Bir kaç bavul toparlaması, alışveriş ve de buna hazır bir kafa.
Hepsine ek olarak kalan 4 hafta...
Zaman yaklaştıkça günler daha mı çabuk geçiyor ne?

Nasıl yani? Ben gidiyor muyum şimdi ciddi ciddi?
--> Read more...

8 Ara 2010

Şaka gibi...


Cuma günü vizeye başvuruyorum. resmen gidiyorum arkadaş!?! annemin gazıyla öylemesine başvurduğum hedehödöye resssmen gidiyorum. ufaktan ufaktan tırsıyorum. tek olucağımdan değil, derslerden tırsıyorum. boru gibi 11 ders. yazıyla ONBİR.

burada ders çalışmaktan çok sıkıldım. orada minimum çalışıp en düşük geçme notuyla geçmek en büyük hedeflerim arasında. en büyüğü ise avrupayı dolaşmak tabiki... yaptım, olacak hesaaaaabı.

ben heyecanlanınca ayağımı sallarım. hatta bi çok tepkimi de ayağımı sallamamdan anlayabilirsiniz çok rahat. şu anda da ayağımı sallıyorum. daha 1 ay 3 gün varken gitmeme... son günkü ayak sallama hızımı tahmin etmek dahi istemiyorum...

vay anasını be... cidden gidiyorum!!
--> Read more...

2 Ara 2010

Ödev yapmaya ayırmam gereken vakti bunu yazmaya ayırıyorum, sonum iyi değil!

ya ben bunu yazmazsam hep unutucam gibi geliyo. çünkü zaman zaman ben de unutuyorum. tarihe not düşmek istedim bunu. gerekli.
lafı gevelemesene lan diyebilirsiniz, haklısınız.
benim erasmus işi kesinleşti canlar. 11 ocakta yolcuyum. terk-i diyar eyliyorum. dersler sallantıda olduğu için geçen haftaya kadar belirsizdi, o kadar belirsizdi ki tarih yakın olmasına rağmen bilet alamamıştım vs. ama dersler kesinleşti, kalacak yerim hemen hemen ayarlandı sayılır ve biletimi de hafta başında aldım.
1 ay başka ülkede yaşamış, bunu başarabilmiş olmanın rahatlığı var üzerimde. yoksa ayaklarım geri giderdi. tek gidecek olmaktan da korkmuyorum çünkü yazın tek gitmenin aslında çok avantajlı olduğunu keşfettim.
işin can sıkıcı yanı marulumu burada bırakmak. yanıma gelmesi için elimizden geleni yapıcaz elbet. 4 ay hem uzun hem kısa bir süre. bu süreyi başarıyla atlatacağımızdan da adım gibi eminim. nasıl sevgi dolu gittiysem öyle geri dönücem ve öyle çıkıcam karşısına.
her ne kadar onun kafasında bazı soru işaretleri olsa da ben aramızda bir problem çıkacağını zannetmiyorum. çıkmamalı da zaten(açık mektup yazıyorum sana marulum :p, korkma len)

almanya çok soğuk olur diyolla. bakalım görücez. 4 ay kendi başıma yaşamak benim kişisel gelişimim için çok önemli olacak diye düşünüyorum. birşeyleri başarabildiğimi daha uzun vadede aileme kanıtlayabilecek olma şansım beni heyecanlandırıyor açıkçası.

şimdilik bu kadar. geri sayım devam etmekte....
--> Read more...

24 Kas 2010

One Way or Another





*kendi çekimim, model japon. (Kasım 2010, Ankara)
--> Read more...

8 Kas 2010

Karmaşık Hayatımı Biri Toparlayabilir mi? Teşekkürler.


hayatım inanılmaz yoğun. 2 haftadır sınavlarla boğuşuyoruz. 5 dk içinde birinden çıkıp diğerine uçtuğum bile görüldü geçtiğimiz cuma günü. bu hafta 2 tane daha var ve sonrası malum bayram tatili.
hayatımın karmaşıklığı şurdan geliyor: hangi derse çalışacağımı şaşırdım resmen. bu yüzden karıştım, darmadağın oldum, insanlıktan çıktım resmen. biri beni silkse, belirli gün belirli saatlerde ders çalıştırsa. resmen maaş bağlarım ben bunu yapana. çok ihtiyacım var çünkü. yoruldum. kafamı taşımakta zorlanıyorum artık. her haftasonu geldiğinde rahatladığımı sanıp aslında pazartesinin gelişiyle birlikte yeni bi yoğunluğa yelken açtığımı görmem beni güçsüz düşürüyor. gerçekten bu dönem hiç sıkılmadığım kadar sıkılıyorum ders konusunda.

bu arada hiç kendime zaman ayırmıyor muyum? ayırıyorum elbette. bahsetmemişim ama 23 Ekim gecesi Efes Pilsen Blues Festival 21deydik mesela. oldukça eğlendim, bi kaç saatliğine de olsa kafamı rahatlattım. Mitch Woods'da dans edip, Kenny Nealda kendimizi müziğin akışına bıraktık marulla. sonra durduk bi ara, düşündük; nerdeeeen nereye. daha 2 sene önce Metallica konserinde çığıra çığıra şarkılara eşlik ediyoduk, o gün ise Blues ritimlerine salmıştık kendimizi. büyüdük aslında ama bunun farkına varmak istemiyoruz hiç birimiz. herşey çocukken çok daha kolay çünkü.

29 ekim haftasında da sıkılıp kız kıza içmeye gittik önce. ertesi gün de bilardo vs vs. o gün çok güzeldi mesela. geri dönebilsek ve keşke hiç bitmese. önce arkadaşlarımla çok keyifli bir yemek yedik, ardına bilardoda marifetler(!) sergilendi. ve daha sonra biz marulla sinemaya gittik.

yeri gelmişken söyleyeyim, izlediniz mi bilmiyorum ama Social Network bana göre son zamanların en bayık filmiydi. gereksiz keskin geçişler, konudan konuya zıplamalar... gereksiz bir uzunluktaydı zaten film. 2 seferdir filmlerden yana şansımız bi türlü dönmüyor nedense. eğer izleyip de beğendiyseniz o filmi, ya bende bi gariplik var ya da sizde. bilemedim. ama ben 2/10 veriyorum. bu bile fazla ya... neyse.

bu kadar yoğunluk arasında bir de MAD'e girdim. geçen seneden beri istediğim bir şeydi. inflack hatuna bakıp bakıp özeniyordum. sonunda benimde bir klübüm oldu. ilk topluca dışarı çıkışımızı geçtiğimiz cuma gerçekleştirdik ve inanılmaz eğlendik. MADi gerçekten çok seviyorum. içindeki insanlar ve onların yarattığı atmosferin başka klüplerde olduğuna da inanmıyorum açıkçası. geçen sene tanışmıştım klüp üyelerinin bazılarıyla, mayfestte. o zamandan beri klübün içinde gibiydik. bir tek işi resmiyete dökmemiştik, onu da dönem başında gerçekleştirdik. mutluyuz!

alakaya çay demlemek lazım şimdi söyleyeceğim şeyle birlikte ama ben ispanyolca konuşmayı özledim. hoş ne kadar konuşabiliyordum orası da muamma ama en azından madriddeki sınıfımda elimden geldiğince konuşmaya çalışıyordum kafa göz yara yara. onu çok özledim. bazen evde kendi kendime ispanyolca konuşurken buluyorum kendimi. aylardan beri söylüyorum, benim ispanyam geldi! geri gönderin beni, siz de rahat edin ben de. ama yanıma marulu da verin, çok özlerim ki ben onu :/ (bari aranızda para toplayın da beni latin amerikaya yollayın. çok merak ediyorum abi oraları ben!)

bir sonraki postta da bekleriz efeniimmm...!!

*bu aralar yine gipsy kings aşkım kabardı, her sabah arabada şunu dinleyerek güne başlıyorum: http://fizy.com/#s/1lrhe8
ama söyleyin şimdi, muhteşem bir yorumlama değil de nedir bu?
*sağ taraftaki ruhun gıdası kısmına gipsy kings'in en sevdiğim şarkısı olan trista pena'yı yükledim. umarım çalışır da siz de bu muhteşem şarkıyı dinlersiniz.
--> Read more...

30 Eki 2010

Özlem Dolu Bir Yazı



2 blog önce yazdığım "özlediklerim" temalı bi yazı yazmaya karar verdim. neden diye sormayın, içimden geldi sadece. kafamda kurmadım özlediklerimi. yazmaya başladıkça aklıma geleni çakıcam buraya.

1)Madrid: hala travmasını atlatamadım, hala içimdeki özlem dinmedi. hepimizin bi rüya ülkesi vardır ya, ispanya benim için o. yaşayacağım yer ise madrid sanırım. sanılanın aksine barcelonadan umduğumu bulamadım mesela. ha, gün gelir güney kısımlarını görür ve de oralara çarpılırsam, oralarda yaşamak için çabalarım. sevilla güzelmiş diyolar. bakalım. çalışıcaz ispanyada yaşamak için. başka yolu yok.

2)İstanbul: sanırım uzun bi süre istanbulu doya doya içime çekemicem. blogda bahsetmedim sanırım, ben dersleri uydurursam gelecek dönem Almanyaya gidiyorum erasmus hedesine. o yüzden istanbulu göremicem bi süre. aralık başında günübirlik gidicem eğer almanyaya gidersem. eğer almanya işi olmazsa bu madde çok da önemli olmaz, ara tatilde istanbula giderim zaten. almanya işi olursa ara tatilim olmayacak. bilkentteki finaller bitmeden almanyada olmam gerekecek. sıkıntı. kısmet.

3)Marul: aslında ben her daim kendisini özlemekteyim. yanımdayken bile özlüyorum. 48 saat bile olmadı yanımdan ayrılalı ama çok özledim. onunla yaptığım her şey çok anlamlı, çok güzel. insanların ilişkileri gitgide monotonlaşırken, benimki gitgide güzelleşiyor. işte bunu seviyorum. bi de marulu seviyorum.

4)Kuzenim: kendisi tam bir şerreefsiz. ha neden böyle dedim, çünkü ankaraya 2 saat mesafede oturmasına rağmen ankaraya gelmiyor. her haftasonu istanbula gidiyor. en son haberleştiğimde(ramazan bayramıydı) yurt dışına çıkıcaktı tatile. tam bir terbiyesiz. ama çok özledim.

5)Madriddeki PaPizza: neden madrid başlığı altında yazmadım bilmiyorum ama felaket önemli bi pizzacı oldu kendisi benim için. sabah 11de de pizza yedim burdan, sabaha karşı 5te de, akşam 9da da. mükemmel pizzaları var. 24 saat açık olması ayrı bir cazibe merkezi yapıyor. düşünsene, sabahın 5i, içmece, dans etmece olaylarından çıkmışsın. acıkır insan. bi pizza atıyosun, kendine geliyosun. oh yes.


Bizim sürekli gittiğimiz PaPizza şubesi, Puerta Del Sol

6)Roma: lise1de gittim italyaya. tarihine çarpıldım. ileride burda yaşıcam dedim ama onun yerini ispanya aldı şimdilik. yine de italya benim için çok özel. ilk yurt dışına çıkışımdı. hissiyatım "yurt dışında gibi hissetmiyorum kendimi" olmuştu. ama 3 gün sonra türkiyeye dönerken canım çok acımıştı. en çok bana koyansa romada keşfettiğim o minicik pizzacının yerini babam sayesinde bi daha bulamayışımızdır. ha, şimdi gidersem ve aynı yerde aynı kadın hala işletiyorsa kesin bulurum. fontana di trevi'yi karşına al, en sondaki sol sokaktan gir. meydana kadar yürü şeklinde bi rota çünkü. nası içime dert olmuşsa. PaPizzadan daha öne çıkar, italyan pizzası sonuçta. adamlar yapıyo abi!

7)Hazırlık: üniversite hazırlık kıç yayarak geçtiği için inanılmaz özlerim. inanılmaz rahatlıktı o be! şimdi vize ödev proje final falan. ııııhh!!

8)İstanbul 2008: hem kışın hem yazın gittim. üstteki istanbul başlığından ayrı incelenir. neden? çünkü kışın gittiğimde seneler sonra ilk defa C, M, ve ben gezmiştik o şehirde. ikisi de çocukluk arkadaşım. ikisi de çok sevdiğim insanlar. istanbula ayak basar basmaz o buz gibi havada "beni deniz kenarına götürün ulan!" diye ultimatom verdiğimi hatırlıyorum. onlar da garibanlarım beni direk caddebostana götürmüştü. o günden 6 ay önce sıcaktan kavrulduğum caddebostanda bu sefer donuyordum. içimdeki deniz aşkı yüzünden sıcak bi yerde oturmayı reddedip, ikisini de denize karşı bi bankta benimle oturmaya mecbur bırakmıştım. ertesi gün aynısı arnavutköyde yaptırmış, sonra tekrar anadoluya dönüşte canımın waffle çekmesi üzerine kadıköy-moda arası bi yerde 1 saat bunları yürüterek baya meşhur bi wafflecıyı arattırmıştım.(şu an wafflecının adını hatırlamıyorum ama waffleları da o buz gibi soğukta yediğimizi söylememe gerek yok sanırım)
yaza gelince, 27 temmuz 2008 diyorum aga. metallica diyorum. her ne kadar artık rock metal ayakları benden geçmiş olsa da, düşününce hala gülümsetir beni o gün. marulumla ilk istanbul maceramız. ilk farklı şehir maceramız. ertesi günü boğaz turu yapmamız, yine bir waffle macerası, haydarpaşaya ulaşmak vs vs. aaahhh!!!

9)1997-1999: bu senelere dair güzel hatıralarım var. yine istanbulda geçen(yalnız fil hafızası mübarekkk) 97de kardeşimin 1. yaş gününde istanbuldaydık. bi arkadaşımın kozyatağındaki eski evlerinde kalmıştık. videolar bile vardır. 99da ise polonezköyde ata binmişliğimiz vardır o aynı arkadaşımla.

10)90lar: şarkılar bakımından çok özlerim. arasıra evde kendi kendime yaptığım 90lar gecelerimi inkar etmek anlamsız.

11)sarı, topuklu, spice girls ayakkabılarım: fotoğrafını bulamadım ama o sene bir çok okuldaşımın ayağında gördüğüm o ayakkabılar spice girls ayakkabısı olarak geçerdi. sene 98 ya da 99 olmalı. benimkiler cart sarıydı ve o zaman da müthiş uzun olmama rağmen çarşamba günleri inatla o ayakkabılarla giderdim okula. çarşambaları serbest kıyafet günüydü çünkü. sonra ben iyice gelişmeye başlayınca o ayakkabılar benim ayaklarımı reddetmeye başladı ve yanlış hatırlamıyorsam ayakları halaaaa minicik olan yengeme vermiştim onları.

şu an aklıma daha fazla bişey gelmiyor resmen. ben en iyisi burada noktalıyım blogu. zaten uzun zamandır yazdığım en uzun yazı olmuş. vay anasını!
--> Read more...

16 Eki 2010

Ona Sarılırken En Derinden Hissediyorum Huzurun Ne Demek Olduğunu...


Seni çok seviyorum Marul'um...
Sarılmak var ya sana... Herşeyi bir yana bıraktırıyor bana. Sadece sen varsın o an beynimde, bedenimde, her bir hücremde.
Anlatamam ki sana olan sevgimin boyutunu...
--> Read more...

15 Eki 2010

Serhat!! Neler Neler Dönmüş?!

yuh 1 aydır yazmamışım ben ya?! sanki 1 hafta önce yazmışım gibi geliyo ha. ama dersler öyle bi başladı ki vay anasını yani. haftaya pazartesi midterm sezonunu da açıyoruz zati. bu ne ya, hayat ne hızlı akıyo. çok şey yaşıyoruz ama gün sonunda hiç bişi yaşamamışız gibi?!!!! e ne anladım o zaman ben bu hayattan, peeeeh!
hayatımda güzel güzel gelişmeler oldu, tatlı tatlı yaşıyorum şimdi. en son bugün ispanyolca için DELE sınavına başvurdum mesela. 1 ay sonra sınavım var falan filan(sınavın neresi güzel demeyin, önemli bişi bu benim için)
fransızca öğrenimim tam gaz devam ediyor.
okul yoğun işte, ciddi yoğun. hiç bişi olmasa bile quiz var, kastırıyolar. yok akredite için bilmemne yok bunun için şu diye diye suyumuzu çıkardılar bu dönem. daha da ocakta bitiyo bu dönem bak, gerisini sen hesap et!

bu kadar karmaşanın arasında bi çok şeyi özlediğimi fark ediyorum. en başta madriddeki kısa yaşantımı çok özlüyorum mesela. "madridde olaydım böle böle yapardım" diye düşünürken buluyorum gün içinde kendimi. marulla birlikte geçirdiğim günler zaten aklımdan çıkmıyo. bi fırsatını yakalasak da tekrar gitsek madride, ah ne güzel olurdu.... ah ne güzel!

aslında ben "özlediklerim" listesi yapıcaktım ama kafamda olanların hepsinin uçtuğunu şu saniye fark ettim. çok da uzun yazmıcam bugün çünkü nedense hiiiiiç istemiyorum.
ama yaşıyorum yani bilin bunu :)

öptüm cicişler :p
--> Read more...

16 Eyl 2010

Ortaya Karışık, Alengirli


ben anladım ki bi olayı uzun uzadıya anlatamicam. zilyon tane taslak vardı az önce madride dair. hepsini sildim. başlıyorum, 5-6 satır yazınca sıkılıyorum. huzurlu bir şarkı açıyorum kendime ve öylesine uzanıyorum. tavandaki noktaları sayıyorum. kaçta kalmıştım en son? 1.672.195 olabilir mi?

mesela ben bu postu yazarken arkada şu çalıyor: http://fizy.com/#s/1lsv0t

-normalde bugün okul başladı. inanılmaz sancılı bi ders kayıt dönemiydi benim için. 5 dönemdir ilk kez böyle bi rezillik yaşadım. eklenen derslerim silindi, kotalar doldu, zaten sistem benim için o kadar geç açıldı ki, açmasalardı da olurdu. ama neyse ki hallettim. başta normalde dedim, çünkü öğlene kadar olan bütün derslerimi iptal etmiş hocalar. eh, öğleden sonraki 2 saat fransızca için koca yolu gidemeyeceğime karar verdim. daha doğrusu üşendim. çünkü servisle gitmem gerekecekti. bu da gün içinde bana 110 dakika için 3.5 saat yol gitmek demekti. araba olmayınca hayat zor :/

-araba yok, neden yok? çok güzel kaza geçirdim 2 hafta önce. o kadar güzeldi ki(!), anlatamam. arabaya arkadan bindiren bi ipne sağolsun ben de öndekine girince, eh biraz masraf, haşat olan araba... normal şeyler bunlar. en az 2-3 hafta daha arabam yok. bilkentin yolları taştan anlicağınız. TM servisleriyle 1 sene sonra yeniden buluşuyoruz yarından itibaren. ha hocalar insafa gelir, yarın ki dersleri de iptal ederlerse, her yerinden öpüyorum rüştü der, saygılarımı sunarım.

-bu yaz her ne kadar başımdan 2 ciddi büyük kaza geçmiş olsa da bana iyi geldi. çok gezdim, çok eğlendim. blogda konusuna hiç değinmedim ama marul yanıma, madride geldi son hafta. o yüzdendir son hafta güzel olucak yazmış olmam."ilk başbaşa tatilini yurtdışında geçiren şanslı piçleriz" diyip durmamsa, durumun gerçekten öyle olmasından ibaret. barcelonaya gidemedik belki ama, madridi gezdik, gece hayatına aktık, çok da güzel iyi vakit geçirdik. iyi ki gelmiş sevgilim... bir anlamda 3. yılımızı da madridde kutlamış gibi olduk. ama bir kutlama da ankara yaptık. 40 gün 40 gece parti yapalım dedik de, çok şaşaalı olur dedik, vazgeçtik :p bol bol fotoğraf çektik, bilimum yerlere anılarımızı bıraktık madrid sokaklarında. gecenin bi vakti boş sokaklarda kaybola kaybola yürüdük, ama şans bu ya, aslında varmak istediğimiz yerin tam önüne çıktık hep. bi imkan olsa, geri dönsek o günlere...

-kapadokyaya gittim geçen hafta, günübirlik. mıçmıç bayram ziyaretlerinden zerre haz almayan bünyeme çok iyi geldi. şuursuzca yürüdük, ordan oraya koşturduk. giderken tuz gölüne uğrayıp, havasını koklamamazlık yapamazdık, bi de onu gördük. kısacık saatlere çok şey sığdırdık, sonrasında evimize döndük.

-gezmelerim henüz bitmedi. 3 hafta sonra, 9 ekimde, bi aksilik olmazsa kastamonu'ya gidiyorum. ne işin var orda diyebilirsiniz, diyin bence de. ama yıllardır gidemediğimiz bir organizasyonun bu seneki noktası kastamonu imiş. sanırım gidiyoruz. uzun zaman sonra arkadaşlarımla, 1-2 eksik olsa bile, kalabalık grubumla haftasonumu geçiricem. oradan da çok güzel anılarla döneceğimi biliyorum.

-saç rengimi değiştirdim mesela. açık kahve yaptım. ancak biliyorum ki bunu 1 sene boyatmazsam civciv sarısına dönme ihtimali çok yüksek. koyu kahve bakıra dönüştü çünkü. şimdiden diplerimin çıkacak olmasına içerleniyorum. bir sonraki saç rengim ne olur, bilemem.

-yukarıda da yazdığım gibi, fransızca dersim vardı bugün. bu demek oluyor ki, bu sene de fransızca öğrenmeyi kafama takmış durumdayım. ama TÖMERle falan uğraşamıcam. okulda ne kadar kapabilirsem o kadar iyi. elbet gün gelir ben açıklarımı kurslarla kapatırım.

şimdilik yazacaklarım bu kadar. okul başlayınca daha sık post girebilirim belki, komiklikler şakalar...
--> Read more...

8 Eyl 2010

İstanbul'a Gittik Beraber, Türlü Maceralar da Yaşadık


okurum, okurum! sevgili okurum. sanırım sonunda yazıcak gücü buldum. ben istanbuldan döneli 2 hafta oluyo ama yazalım bakalım bi istanbul postu be ya!

madridden sonra sıkılmış portakala döndüm adeta. madridde dur durak bilmeden gezmelerim, geceleri içmeler, dışarı çıkmalar derken ankaraya gelince kendimi sudan çıkmış balık misali mal hissettim. sıkılıyodum, ağlıyodum. yapacak bi şey yok sonuçta ankarada. arkadaşlarımın hepsi tatilde... denizli bi tatile gidememişim, deniz hasretim tepe noktalarını çoktan aşmış. istanbulu da özlemişim, çokçana. hem de uzun zamandır görmediğim capon orda. ne yaptım? döndükten 10 gün sonra atladım trene istanbula gittim. inatçı hardal eşliğinde.

ah be okur, biz ankaralılar böyleyiz işte. ankarayı severiz aslında, bakma bok attığımıza ama istanbul bi başka memleket. ankarada olmayan herşey mevcut. deniz var herşeyden önce. hiç bişi bulamıyosan git deniz kenarında otur. öyle bi yer. ankarada gitsen gitsen nereye gidiceksin ki? or-an'a zaten gelme. dağ başı, kurt falan iniyo kışın. bu denli sapkın. o yüzden istanbul bize cennet. cennetten öte. bir de içinde sevdiklerin varsa, hah yeme de yanında yat.

döneli uzun zaman olduğu için gün gün ne yaptık detaylı hatırlamıyorum. ilk gün sinsi ketçapla buluştuk ettik, kanyona gittik. sonra caponun gelmesini bekledik vs. daha sonra da kendimizi gece dışarı attık zaten. bi de şu uğurkan erez denen adamı gördük falan. kalabalık bi grup olduk daha sonra küçük beyoğlunda. 3 gece çıktığımız gecede bi anda 8-9 olduk. hoş bi geceydi, sohbet ettik uzun bi süre. ramazana aldırmayan gönlüm hafif de içti tabi. ama orası istanbul, nolucağı belli olmaz. sınırı da çok aşmadık. hoş bi tebessümle evimize döndük daha sonra.

ertesi gün sıcaklardan bunalan bünyeler olarak kendimizi buz müzesinde bulduk. ha öncesinde itü'de kahvaltı yaptık, evet. nası özlemişim üşümeyi... kat kat giyinmeyi... bundandır ki dün gece çorap giyince pek bi sevindim mesela. neyse, daha sonra ne yaptık inan hatırlamıyoru okur. gece dışarı çıktık. ama gece güzel başlaması ve devam etmesine rağmen olaylı sonlanınca, şalterler attı bizde. evde sabaha kadar sinir harbi yaşadık. kendi içimizde olayın sebeplerini bulmaya çalıştık. çooook geç yattık çok. fazla geç. ertesi gün ebleklik yaşatacak kadar.

bi sonraki gün geldiğinde bebek'e gitme kararı aldık, yola koyulduk. bebek starbucks iyidir iyiiii. saat 5.30da bi arkadaşımızı taksimden uğurladıktan sonra taksimde durmaya devam ettik. Claire de Lune ile buluştuk... yeriz ki biz onu. ardından ben başka biriyle buluşmak üzere yanlarından kalktım ve önceki gecenin sinirini oluşturan insanın yanına gittim. ha neden gittim orası da ayrı olay... intikam, baldan tatlı intikam... planın sadece başlarıydı... nihıhoohhah.

son güne geldiğimizde, capon staj yaptığı için onsuzduk. bi ara öğle yemeğine yanına gittim hatunun. daha sonra da eve gelip pinekledim. en sonrasında fotoğraf çekicem ben yeaaa! diyerek atladım vapura. şehirden ayrıldığıma mı üzüleyim, arkadaşlarımdan mı bilemedim. gözyaşlarım sel oldu. hatta kadıköye indiğimde hala ağladığımı gören bi mendilci çocuk kendi çıkarları doğrultusunda "abla ağlama ya, bi mendil vereyim" bile dedi... en son trene binerken bile ağlıyodum artık siz düşünün. zaten o trenin son düdüğü istanbulun bir kez daha bitişiydi...

elbet gidicem bir daha... ancak bu istanbul çok tatlıydı be okur!

not: detaylar cidden hatırlanamadığı için bu kadarcık bi post çıktı. idare ediverin gari!
--> Read more...

30 Ağu 2010

Harry Potter'cılar Buraya!

inflack tarafından çok faydalı bir mim almışım. ayağımın tozuyla, hazır da mimi görmüşken yapayım dedim.

olay, Harry Potter'ın bir galasının da ülkemizde yapılmasıyla ilgili. eğer siz de ölmeden Harry Potter ve ahalisini Türkiye'de görmek istiyorsanız, aşağıdaki linke tıklamanız, daha sonra Destekliyorum kısmından gelecek küçük formu doldurmanız yetecektir.

Kim bilir, belki de bu gala "bir tık" uzağımızdadır.

Bu linki Harry Potter severler paylaşırsa belki bir mucize olur... size güveniyorum. Özellikle blogger ismi vermiyorum. her kim seviyorsa paylaşacağını umut ediyorum.
Bir tek dileğim var, gala burda olsun yeter (:

http://www.hp7trgala.com/site/
--> Read more...

26 Ağu 2010

gidiyorum

salı sabahı geldim, yarın sabah gidiyorum. rotam antalya... 4 gün denize girip gelicem. mümkünse denizden çıkmıcam.

sonunda tatilime gidiyorum. dinlenmiş ve arınmış olarak, yepyeni bir camenta olarak geri gelicem!
--> Read more...

25 Ağu 2010

nerde bu kız?

2 haftadır uğramamışım bile. sıcaktan, sıkıntıdan hal mi kaldı ey okur?
istanbula bile gittim ben bu sürede düşün ne zamandır yazmıyorum.
madrid part 2 yazıcam bi ara. ama kafa toplayamıyorum.
istanbula gelirsek, en tatlı haftasonlarımdan birini geçirdim... en yakınlarımla birlikteydim çok da mutluydum. ankarada yapıcak bi iş olmadığı için istanbul bana cennet.

baya olaylar da döndü ancak sanırım ki çözdüm. sıkıntılı bi süreç atlattık diyebilirim.
onun dışında istanbulda düşünmeye zaman yarattım, tek başıma fotoğraf çektim...
kısacık bi vapur yolculuğunun hayatıma etkisini çok acı şekilde öğrendim. ağlaya ağlaya binbir düşünceyi adam ettim kafamda. düşündüm... istanbulun neden hayatıma bu kadar etki ettiğini. içindeki insanların çok büyük yeri var ancak anladım ki ben o şehirde kimseyi görmesem dahi mutlu olurum.

yaşanabilecek duyguların çoğunu istanbulda yaşamışken bana en çok koyanı dönerken içime sıkıştırdığım hüzün. giderken ne kadar pır pır ediyosa kalbim, dönerken de bir o kadar yaralı. diyorum ya, illa birinin olmasına gerek yok. o şehir her şekilde bana güzel.
kadıköyde tek takılırken kulağımda çalan şarkıydı belki de beni o denli ağlatan... "beni hemen uyandır..." diyodu o ses. gerçekten biri beni hemen uyandırmalıydı. bi rüya olduğunu varsayarsam belki de bu kadar koymucaktı dönüşüm.

ama döndüm...

yeni yazımla, (önce istanbul postu sonra madrid) kendime gelmiş halimle karşınızda olucam yakında.


kulağımda çalan şarkı: mor ve ötesi - 23 idi. inanın önünüzde uzanmış bir deniz, kalkmak üzere olan bir vapur olunca çok koyan bir şarkı olabiliyor. o vapura atlayıp gitmek vardı... istanbulda kalmak vardı...
--> Read more...

13 Ağu 2010

Bir Dönüş Hikayesi Part I

evet bildiğiniz üzere 1 aylık maceramı tamamlayarak yurda döndüm. ha, dönmeyi istemedim, annemlere "ben burda kalıcam yeaa" ayağı yaptım ama elim mahkum döndüm işte. durumlarımın uygun olması halinde bir daha gider miyim? kesinlikle! aynı çileyi bile çekebilirim ev konusunda. o kadar güzel anılarla doluyum.
en baştan başlamak gerekirse, uçaktan iner inmez okuldan bi türkle tanışmam bu 1 ayı çevremde bir sürü türkle geçireceğimin kanıtı gibiydi zaten. bizi karşılamaya gelen adamın elinde başka bi türk isim daha yazdığını görünce "hadi bakalım başlıyoruuuzzz" dedim. kızla hemen muhabbetti kurduk. nerdensin, kimlerdensin, naparsın muhabbetleri içerisinde evimize ulaştık. biz sanmıştık ki 2miz bir evi paylaşıcaz. meğersem 10 kişiyle aynı evde olacakmışım, haberim yok!

ilk önce M. nin evine giriş yaptık. yaşadığımız hayal kırıklığını anlatamam sizlere. apartmanın girişi gerçekten hoş olmasına rağmen evler eskiydi, parkeler bile gıcırdıyodu üstelik pek de temiz sayılmazdı. ilk şoku atlattıktan sonra kadın beni yan daireye, kendi evime götürdü. ortada oturan 2-3 insanın bakışları arasında upuzuuun koridoru geçip 8 numaraya, en son odaya götürüldüm. burası da senin odan dendi. odama giderken duşa bi göz attım da... yok artık dedim. burada nasıl yaşayacağımı düşünmeye başladım. ancak bilmediğim bir şey vardı, 4 haftada o kadar alışacaktım ki, bir gece "evim evim güzel evim" bile diyecektim buraya.

M. ile yemek yiyecek bi yer bulmaya çıkacaktık ama öncesinde wireless şifremizi öğrendik. ortak alanda tamam 10 dk sonra kapının önünde gibisinden laflar ederken bir kız dönüp "türk müsünüz" dedi. o da türktü ve artık türklerle olmam kaçınılmaz gibi bir şeydi. ankaralıydı, üstelik bilkentliydi. şok üstüne şoktu. dünya gerçekten küçüktü!

gittiğim gün dünya kupası finali vardı. evdeki elemanlar bizi maç izlemeye çağırdı. kabul ettik. 3 brezilyalı, 3 türk, 1 hint asıllı ingiliz ile düştük yollara. sanıyoruz ki barda bişiler yiyerek maç izlicez. açız çünkü. meğer meydana gidiyormuşuz! her yer kapalı,su yok, yiyecek yok. meydanda 5 dk dayanabildik. biz gidiyoruz dedik ve çıktık 3 türk. girdiğimiz her barda suyun tükenmiş olması bizi umutsuzluğa gark etmiş olsa da sonunda bi büfe bulduk ve su stoğu yaptık. yemişiz geleneksek yemekleri, açız biz! nidalarıyla mc donald's a sızdık ve karnımızı doyurduk. saat 10a gelirken ispanyollar iyice çıldırdığı için direk eve döndük. o gece 6ya kadar uyuyamadım ve 6ya kadar kutlamalar sürdü.

ertesi sabah okula gittik, sınavdı seviyeydi derken bi sürü türk olduğunu keşfettik. hatta ve hatta sınıfımda bile vardı! bu arada o gün eve döndüğümde evde 2 türk kız daha olduğunu öğrenmemle kesin olarak anlamıştım. benim burada türkçem gelişecekti :)

ilk hafta durgun geçti biraz. bunda en büyük etken benim derslerimin sabah, kızlarınkinin öğlen olmasıydı. sonraki hafta saatlerimi değiştirip ortak şeyler yapmaya başladık. ilk hafta 2 türk kızın son haftasıydı o yüzden gecelerimiz biraz yoğundu. hatta bi gece 5de geldim, 6 da uyudum sbah 9buçuk dersine gittim. gerisini siz düşünün. o hafta cumartesi toledoya gittik ve sanırım hiç eğlenmediğim kadar eğlenip doyasıya güldüm. sizi seviyorum Z. ve İ.!!!bu hemen hemen ilk hafta. biraz daha detaylı anlatım ve 2. hafta için diğer yazıyı bekleyiniz...


*odamdaki balkondan madrid :):)
--> Read more...

9 Ağu 2010

döndüm ben!!!
yemekleri özlemişim....çok özlemişim...
ayrıca ankara çok sıcak.
şimdilik bu kadar.
--> Read more...

30 Tem 2010

Madridden Notlar

pc başında çok zaman geçirmiyorum. ya dışardayız, ya da evde içiyoruz. kafam güzelken de blog giremiyorum doğal olarak.

aklıma yazdığım ve bloga geçirmek istediğim bir kaç olay var.

- ispanyollar inanılmaz uyuşuk insanlar. yemeğiniz geç geliyor, nerede diye soracak oluyorsunuz garson hee tamam ya tarzı konuşuyor. inanılmaz rahatlar. zaten siesta vakti herkes köşesine çekiliyor. dükkanlar kapanıyor. madridde çok yok ama bunu salamancada çok yaşadık. 2-6 arası şehir ölü gibiydi. kimse yoktu. hatta turist bile yoktu. 40 derece sıcağın altında salak salak dolandık biz de.

-midelerine çok düşkünler. günün her saati bi yerlerde bişiler yiyo oluyolar genelde.

-erkekleri kesinlikle çok havalı. havalı derken "ben çok süperim, herşeyi ben yaparım" edasında gezmelerini diyorum. mesela bizim okulda ders kordinatörümüz olan bi adam var. "dünyayı ben yarattım" diyerek yürüyor sanki. piç piç sakız çiğniyor. bi acaip.

-kesinlikle güzel giyinemiyorlar. alakasız alakasız sokağa çıkıyorlar. özellikle kadınlar gerçekten giyinme işini başaramıyor. bunu zaten hemen anlıyorsunuz.

-herkes köpek sahibi ama köpekler genelde fare boyutunda ya da oyuncak tipli. 3 haftada nerdeyse 3-4 tane büyük denebilecek köpek gördük. özellikle bugün tam fare boyutunda bi köpek gezdiriyordu adamın biri. korkunç.

-sangria ve bira tüketimleri çok fazla. geldiğim günden beri hep sangria içiyorum. milli içeceğim gibi oldu artık. büyük ihtimalle gelirken bir kaç şişe sangria ile dönücem.

aklıma gelenler şimdilik bunlar. yarın gece barcelonaya gidiyorum. haftasonu kaçamağı yapıcaz.
ardından pazartesi müthiş bir hafta beni bekliyor. nedenini sonra söylerim :p pazar günü de dönüyo olucam zaten.
10 günüm kaldı. 3 hafta nasıl geçti? neden geçti?

DÖNMİCEM BEN YAAA!!!
--> Read more...

23 Tem 2010

yazasım yok.

yarın salamancadayım, haftaya da barcelonaya gidiyoruz haftasonu için.
madrid çok güzel geçiyo.
bitmesin dediğim 15 günüm var.
bunu bilin yeter.
--> Read more...

16 Tem 2010

Hola Chicos!

Que tal?

madridde günlerim geçmeye devam etmekte. 6. gündeyim. 1 hafta o kadar çabuk geçti ki, yarın dönücekmişim gibi sanki. yapmak istediğim çok şey, ölümsüzleştirmek istediğim sürüyle kare var. hemen bitmesin. biraz yavaş geçsin :(

kaldığım yeri değiştiremedim. her yer doluymuş. bu eziyete alışmam gerekecek yani. kaldığım yer dışında hiç bir sorunum yok. herşey tıkırında. ders saatlerimi de değiştirdim, artık arkadaşlarla daha fazla takılabilirim demektir bu. que bien!

daha çok önemli diyebileceğim bi şey yapmadık. çarşamba gecesi dışarı çıktık ve sabah 5de döndük. ben bi de 8de kalkıp derse gittim. o yüzdendirki bu sabahki 2 dersimi kaçırdım. uyanamadım. ama uyumak çok iyi geldi be! dün gece çok güzel bir meydan, o meydanda çok güzel bir jazz bar keşfettik. hafta içi bi gün ordayız. burada su içer gibi sangria içebilirim, sürekli museo del jamondan sandviç yiyebilirim. gerçekten.

ilerleyen günlerde daha çok kültürel, tarihsel aktivite yapıcaz ve bunları size tavsiye edicem umarım.

yarın toledoya gidiyoruz. çok güzel bi şehirmiş. umarım dedikleri kadar vardır.

şimdilik benden bu kadar. kaçarca.
--> Read more...

13 Tem 2010

Yo Soy Espanol, Espanol, Espanol

detaylı bi yazı giremicem, zaten detaylı bişi de yapmadım 2 gündür ama okula yetişmem gerekmekte.

öncelikle kaldığım yer hayallerimdekinin zıttı, berbat bi yer. bi evde 15 kişi falan kalıyoruz, bunlardan 4ü türk, 2 si çinli, 4ü brezilyalı biri de ingiliz. odalarımız hariç herşey ortak ve gerçekten rezalet bi durumdayız. odalardaki yatakların telleri oramıza buramıza batıyo, banyo leş. yurt hayatını daha sefil yaşıyoruz diyebilirim. bugün yurda çıkmak için yetkili her kim varsa görüşücez, yurtlar çok temiz ve de çok rahatmış.

madridde hava inanılmaz sıcak. öyle bi şehirki karasal iklim olmasına rağmen geceleri bile yanıyo. balkon, cam açık yatmak durumundayız. ayrıca her odada vantilatör varken bende yok, o da benim eşşek şansım. sanırım paraya kıyıp bi tane alıcam.

daha önceden geldiğim için gezilecek yerleri az çok biliyorum. bu da bana kolaylık sağlamakta.

ben şimdi okul için hazırlanmalıyım. vakit buldukça yazıcam. adios!
--> Read more...

10 Tem 2010

İşte Gidiyorum.

ben gidiyorum bloggerlar. sabah 9da önce istanbul, ardından 12.30da madride doğru yola çıkıyorum.
çok heyecanlıyım, aynı zamanda çokçana da korkuyorum. evim nasıl, okulum nasıl, eve en yakın market nerede.... günlerdir google maps önümde açık, yolları öğrenmeye çalışıyorum. bugün metro hattının haritasını buldum mesela, bi korktum. çözmem gereken onlarca şey var bu şehirle ilgili. yarın tahminen 4-4.30 civarı madride inmiş olucam ve 1 aylık sürecim de başlamış olucak.

oradan 3 günde bi yazabilmeyi umuyorum. madridde ne yapılır ne edilir, ben nasıl geçiriyorum günlerimi bunları yazmak istiyorum.

gerçek şu ki 1 ay hiç bitmesin, hiç gelmeyeyim istiyorum... pff. gitmeden daha dönme olayına şartlandım. bi gideyimde....

şimdilik benden bu kadar, varınca bi post daha girerim.
madridden bildirmek üzere, şimdilik çekiliyorum.
--> Read more...

7 Tem 2010

Son Günler


bayadır bi uğramadım bloga. ne yazasım geliyor, ne okuyasım.3-4 tane blog var bu blogu açtığımdan beri takip ettiğim. onlar arasında dolanıyorum sadece. günlerim hemen hemen aynı geçiyor. sıkıcı-monoton-sıkıcı.

istanbuldan geldiğimden beri toparlanamadım sanırım. çok tatlı bi 4 gün geçirmiştim ve gerçekten kafa tatilimdi o benim. ankaraya dönünce aynı ortamla tekrar karşılaşınca, bu kez ankarayı sevmedim. 3 haftadır kafam istanbulda... denizi özlüyorum mesela. ankaranın boşluğuna, çoraklığına hala alışamadım. sanırım 4 gün için fazla bağlandım istanbula. hem de çok fazla. geri kalan aklımsa madridde.

pazar sabahı önce istanbula, öğlen de istanbuldan madride uçuyorum. 1 aylık ülkeden uzak kalma maratonum başlıyor. annem bas bas bağırırken "artık şu bavuluna el atsan" diye, ben kös kös oturuyorum. saatlerce uyuyorum -bu da hiç huyum değildi, bi şeyler oluyo bana anlamadığım- gün içinde neredeyse sürekli olarak pc başındayım. sanırım o kadar çok odaklanmışımki madriddeki doluluğuma, burada biraz daha kıçı başı yayayım istiyorum. orada yemeklerimi kendim yapıcam, sorun değil ama buradakinden farklı olacak sonuçta yiyecekler. aynı performansı gösteremem diye burada sebze-bulgur pilavı vs. pişirip pişirip yiyorum. dönüşüm için şimdiden anneme yemek listesi verdim. döndüğüm gece ziyafet çekmek istiyorum. aslında ben madride gidince dönmek de istemicem ya, neyse. sonuçta el mahkum gelicem buraya tekrardan.

yazmadığım günler içerisinde TÖMERi bitirdim. tam 1 senede 12 kurun hepsini başarıyla tamamladım ve diploma almaya hak kazandım. ama hala kendimi ispanyolcaya hazır hissetmiyorum. umuyorum ki 1 ay bana ekstradan bir şeyler katacak, biraz olsun dilim çözülecek.

madridden döndükten sonra kısa bir tatilin ardına istanbula kaçmayı planlıyorum. kalacak yerim hazır, sıkıntı yok. üstelik en yakın arkadaşlarım var. caponum, inatçı hardalım ve niceleri. bütün kızlar toplandık diyo ya şarkıda, aynı o hesap işte. bütün kızlar toplanıcaz.

gitmeden önceki gece bikaç bişey çiziktiririm. vakit buldukça oradan da neler yaptığımı bloga yazıcam zaten.
kendinize iyi bakın.
--> Read more...

25 Haz 2010

Sen Kim Olduğunu Biliyorsun, Dikkatli Oku.

son yazdığım postu neden sildiğimi ileriki bi tarihte açıklıcam. sadece canımı çok sıkan ve bana yazıldığı belli olan - o kokuyu aldım - bi yazı okudum. ilişkilerimin millete prim vermesi kadar sinir olduğum bişeydi biten ilişkimin başkalarına prim vermesi. "siktir git, kendi çöplüğün sana yeter". demek istiyorum benim ilişkimi yorumlayan o malum şahsa. görmeyeceğimi, okumayacağımı sanman ne kadar basit, ne kadar masum bi umut. istediğim zaman her yerden her şeye ulaşabileceğimi unutmuş olmana imkan yok oysaki.

ilişki yaşamak ya da bitirmek 2 kişinin elinde olan bişi. araya 3. bi insan burnunu sokunca o insanı boğuveresim geliyo. eminim ben burda "bitti" yazdım diye zil takıp göbek bile atmışsındır bebeğim. ah pardon, sen acılısın dimii? kıyamammmm.. oyyy. GERİZEKALI. o kadar aciz ve de eziksin ki, benim biten ilişkimin sana mutluluk verdiğini bile açıklayamıyorsun. bari bu konuda dürüst ol, 3 senelik bişiyin bitmesine kıçına kına yakarak sevindiğini açıkla. sen de derin bir oh çek, ben de çekeyim. sadece 1 kez olsun DÜRÜSTLÜK bekliyorum senden ama sanırım çok şey bekliyorum.

uzun bi süredir canımı acıtıcak bişilerin olmasını beklediğini biliyorum, fırsat olsa da zırıl zırıl ağlasam diye beklediğini de. ama kısa zaman sonra buradan bi haber duyurup seni göt etmeyi planlıyorum sevgili kuş beyinli yavrucuğum. kuşlara haksızlık bu ya, neyse. seni yücelttim bak burda, hadi sevin. "arkadaşlarım beni çok seviyo yeaa, bana kuş dediler" de. bu sana yakışır çünkü, bir başkasına değil.

sen bana sataşmaya devam ettikçe öyle bir güçle büyüyeceğim ki karşında, inan senin ağzın 5 metre düşecek. bir de anlasam neye güvenerek bana sataştığını? beni görünce yolunu değiştiren görünmezin tekisin sen, neye dayanarak bu dayılanma?!

beni tanıyan kim varsa bu blogu okuyan şunu kafasına iyi soksun, biten ilişki benimdir. sizin kuyruk acınıza bi katkısı ya da onu azaltacak etkisi yoktur. herkes kendi işiyle uğraşsın, benim de canımı sıkmasın! yoksa gerçekten "canınızı acıtırım".

hala kim olduğunu anlamadıysan dur daha açık yazayım: o ilahi adalet dediğin kavram var ya, hah o gün gelip seni sikerttiğinde ağzını açamadın, hala kendi çapında dans ediyorsun kimsenin olmadığı sikindirik dans pistinde. böyle yaparak ancak ve ancak kendini komik duruma düşürüyorsun. ilahi adalet'in bana uğraması için zerre sebep yok, üzgünüm. o ancak dönüp dolaşır sana girer.

benimle ya da bizimle uğraşırken garip bi şekilde orgazm oluyosun, seni öyle bi şekilde zevkten dört köşe ederim ki hayatın boyunca o duyguyu tadamazsın!

AY PANİK ATAK OLDUĞM BİLOG KAPATIYOM BEN YEAAA, diceksin gene. kaçmak herşeyin çözümüymüş gibi.

eklemece: ayyy okudun bu yazıyı biliyorum. ama umarım bi daha okursun da bunu görürsün. evet cicim herşey lafta. hı hı. sanki hiç çıkmıcan karşımıza. bak bakalım o zaman her şey lafta mı değil mi?
--> Read more...

21 Haz 2010

yazıcam dedim gene yazmadım di mi ben?
bi süre yazmıcam sanırım.
yazmak içimden gelmiyo. zorlama şeyler de yazmak istemiyorum.
10 gün kadar yazıcağımı sanmıyorum.
sonrasına bakarız.
kendinize iyi bakın.
--> Read more...

14 Haz 2010

ey blogger ahalisi!

biliyorummm, biliyoruuum. yazmıyorum evet. açıkçası eski tadı kalmadığını düşünüyorum. ama bi söz daha veriyorum, cumartesi yazıcam.
neden mi cumartesi?
yarın sabah yollara düşüyorum. istanbula yolculuk. üstelik 4 saatliğine değil, 4 günlüğüne. hem de inatçı hardal hanım kızımla.
lasombrayla görüşücez, claire de lune ile tanışıcam ve bi aksilik çıkmazsa jeliboniyle yüz yüze konuşma fırsatımız olucak.
bunun dışında kamil'imle, emreyle, mertle buluşucam. ve istanbulun tadını çıkarıcaz.

kafa tatili yapmam gerekiyodu, ankaradan bi kaç gün gitmem gerekiyodu(yazın çekilmiyo burası ya, marulumda olmasa zaten...) ben de bunu istanbulla değerlendiriyorum ispanya öncesi.

hepiniz kendinize iyi bakın!
--> Read more...

10 Haz 2010

unutkanlık hapı olan?

benim blogda anlatıcağım bişiler vardı. ama unuttum ya :/
--> Read more...

2 Haz 2010

tatammm!!!

artık 3. sınıfım... okulu da yarıladım anlıcağınız. hala nelerle karşılaşıcam bilmiyorum, nasıl bi dönem geçiricem merak içerisindeyim. ama getirdiğim güzel bir ortalama var. 3 ayı doya doya, en güzel şekilde geçiricem. artık kafam rahat...

esas şimdi başlasın tatilimmm!!!
--> Read more...

30 May 2010

sorun mu var arkadaşım?!


işte geldim buradayım. 1 gün gecikmeli yazıyore. onu da eurovision'a verin, affedin gitsin. uzun bi yazı çıkarmaya çalışıcam. besmeleyle işe koyulmak lazım tabi.

- cuma günü eskişehirdeydim. dediğim gibi bu sefer yanımda marul vardı. 11.10 treninde yerimizi aldıktan sonra yolculuk başladı. başladı ama daha ilk dakikalarda bizi yaran bi olay oldu. şöyle ki: çaprazımızda entel kesimden olduğu belli olan, emre kongar tipli bi amca oturuyodu. o sırada da vagonda görevli dolanıyo "restorantımızda yiyecek içecek servisimiz başlamıştır" vs. tarzı şeyler sölüyo. bu amca görevliyi kolundan bi hışım tuttu. bizim kafalar direk adama döndü tabi. "RESTORAANNNN diceksin, restoraaağğğnnn." dedi adam. sonra görevliyi sıvazladı bıraktı. bi kaç saniye baktık, sonra kıkırdamaya başladık. şimdi anlatınca komik olmadı. evet. ama sesli anlatsaydım anlıcaktınız nası olduğunu. hala aklıma geldikçe gülüyore.

- eskişehirde ne yapılır? en huzur verenini açıklıyorum: git porsuk kenarında adalarda bi cafeye, biranı iç. cidden. o kadar huzur doldum ki... gene olsa gene giderim. insanları izle, sohbet et... bi yandan porsuk manzarası... oh daha ne istiyosun ki cağnım?

- Pino var eskişehirde. orada hamburger vs şeyler yapan bi kaç şubesi olan bi yer. gidin yiyin arkadaşım. biz sevdik hamburgerini. ortamı da iyiydi. hamburgeri güzel çünkü içinde envai çeşit yiyecek var. çeşit bol olduğundan lezzeti de güzeldi.(tamam bu önerme marula ait. öhm)

- bu sıcakta gidilmez yea diyip diyip odunpazarına kadar yürüdük, daha da bişi demiyorum. geçen sefer gittiğim gibi tramvayla gitmedim odunpazarına. o sıcakta eriye eriye yürüdük. kısa bi tur attık eski evlerin arasından, çeşme gördük su içtik vs. güzeldi.

- sonra sıcaktan dolayı canımız dondurma çekti. helva arası dondurma keyfi yaptık(zhe zhe)

- ardından espark tarafına doğru gidip espark önündeki çimlere yayıldık. gölge yer, esiyo da... 1 saat kadar oturmuş olabiliriz bilmiyorum, bi yandan da bi arkadaşımızı bekliyoduk çünkü. bol bol kendimizi çektik. geçen seferki gibi şehri çekmedim bolcana. o yüzden bloga şehre dair bi foto yükleyemicem. üzgünüm :(

- arkadaşımız da geldikten sonra yemek yedik. eskişehirde kalan son yarım saatimizi hızlıca bişiler içerek değerlendirdik ve trene gittik. o kadar yorgunluğun üstüne bi de baş ağrısı vurunca beni, yol boyu uyudum. marul beni zor uyandırdı... göz kapaklarım o kadar acıyodu ki... ama buna rağmen eve gelince 3e kadar uyuyamadım. ben de böyle garip biriyim. dün de 4.30-5 arasıydı uyuduğumda hatta. beynim başım patlıyo. çok uykum var :(:(

- eurovision'a gelirsek.... gayet üstlerde kalan bi şarkıymış meğer bizimki. bunu yarışmaya kadar fark edemedim çünkü canlı canlı daha bi iyi oldu sanki. gerçi mayfestte dinledik şarkıyı canlı ama eurovision ortamı çok başka olsa gerek.

- almanyanın şarkısının yanı sıra, belçikalı tom dice abimiz (abi de denmez, 89luymuş) beni etkileyenlerden oldu. o yüzden geceden beri tom dice dinliyorum. yeni jason mraz'im diyorum. o kadar.

- 15 haziranda istanbula gidiyorum. inşallah dinimiz amin. bi deniz havası çekmek lazım ciğerlere. bi boğaz lazııım. anca paklar.

- ispanyolcada son kur'a geçtim. 27 haziranda diploma sınavım var. ama sıcaklardan mıdır, artık sıkıldığımdan mıdır bilemiyorum, derslere konsantre olamıyorum artık. ilk dersten sonrası PUM.
seneye kursa gidersem 2 olsun. haftasonları yatıcam.

- salı günü notlarım açıklaniye. nası yusuf moddayım anlatamam. vezir de olabilirim, rezil de :(

- malt'ın yeni albümü sağlam olmuş. gene iyi çakmış adamlar. kendilerine bi WÖEH demek istiyorum.

- finallerden önce de ne yaptığımı yazmak istiyorum aslında ama düşününce pek de bişi yapmadığımı fark ettim. paso capon'a gidip ders çalışmışım. paso bi ineklik hali. kollektif çalışmalar. o yüzden anlatmaya değmez. meeeh.

- hava yağmurluyken bahar alerjim duruluyo. 2-3 gündür havalar sıcak ya, gene başladım hapşurmaya... çıldırıcam!

- vampire diaries dizisine başladım. sardı. ciddi sardı. ama hala himym kadar beni kendine bağlayan bi dizi bulamadım :(

benden şimdilik bu kadar. dağılabilirsiniz.
gene gelicem.
özleyin beni.
--> Read more...

27 May 2010

böyle boşlamak olmaz

finaller bitti diye yaydım. blogu gene boşladım :( 3 gündür çeşitli sebeplerden dolayı evde değilim. aslında şu an taslaklarda başladığım bi yazı mevcut. ama sanırım onun devamını getiremicem. toplayamadım ki kafamı.

uzun, upuzun yazmak istiyorum eskisi gibi. ama sanırım eskişehire gidip gelmeden olmayacak bu.
yarın eskişehire gidiyorum gene günü birlik, ama marulla. herşeye bakışım, herşeyin tadı daha başka olacak böylelikle. daha çok fotoğraf çekip bloga da koyucam çektiklerimi.
ama dedim ya, ben gidip gelmeden, kafamı tamamiyle dağıtmadan uzun yazı falan çıkmayacak benden.

o yüzden ya yarın gece, ya da cts gecesi yeni bir yazıyla, eski tarzımla karşınızda olucam.
kendinize iyi bakın!
--> Read more...

20 May 2010

4 gün 1 final


finallerimin bitmesine 4 gün kaldı. pazartesi son finalimi oluyorum ve ta-taa! tatil.
o zaman çok çok daha ilgilenicem. neler yaptım ettim anlatıcam.
güzel bi tatili hakettim. güzel olarak da başlıcak tatilim.
marulumla konser, eskişehir, belki(?) istanbul... sonra belki yine ayvalık... sonra yine bi istanbul.
11 temmuzda 1 aylığına ispanya yolcuyum zaten.
onun heyecanını içime sığdıramıyorum. ilk defa bu kadar uzak, bu kadar bir başıma kalıcam. korkuyorum ama mutluyum.
ilk hedef eskişehir, ardına güzel bi istanbul. boğaz, rakı-balık... en sevdiğim yerlerden birinde, arnavutköyde, tadı damağımda kalan güzel bi yemeğin bu sefer sevgiliyle yapılacak olması ihtimali belki de... sevdiğim arkadaşlarım... can dostlarım... canımdan parçalarım...
ben şimdi gidiyorum.
pazartesi bomba bomba gelicem.
görüşürüzzzz...!!

not: bi de artık kimse bana yorum atmıyo lan :S noluyoruz?!
--> Read more...

1 May 2010

MayFest

MayFest başladı. hatta bu gece bitiyor. 1 senedir çılgın gibi bekledim, 3 saniyede geçti gitti ya hüf :(
perşembe günü iyi içtim, dün çok iyi eğlendim. sanırım bu gece ortaya karışık yaparak süper bi final yapıcam. hayırlısı artık.

dün gece inflack hatunla karşılaşmam sonucu başlayan kopmacalar baya baya devam etti. o olmasa bu kadar iyi eğlenir miydim? sanmıyore. o yüzden tekrar teşekkür ederim.

göbek mi atmadık, popo mu sallamadık? bi ara vodafone sahnesinde tren şeklinde gidiyoduk. çok uzun zamandır bu denli eğlenmemiştim. hala doyabilmiş değilim. bu gece biticek olmasının üzüntüsünü taşıyorum içimde, hatta abartıp finallerin biticeği geceki kopuşlarımı hayal ediyorum. sonrası zaten süpersonik bi yaz.

mayfest ciddi anlamda güzel geçiyor. alkollerin biri gidiyor diğeri geliyor. djarum'lar, captain blackler havada uçuşuyor. tam istediğim eğlence, istediğim ortam. dün gecenin finalini dürüm dönerle yaptık, sanırım araba hala soğan kokuyo :D annem birazdan "hıııaaa bu nee" diye gelirse, anlıcam ki evet, araba gerçekten soğan kokuyo. arabada tüm kokular karıştı. parfüm&soğan hatta ter bile olabilir :D

2gündür bi arkadaşım "hatuna bak yaa taş taş" diyo bana sürekli. hayır, nazar değecek. ondan korkuyorum. yoksa gerçekten geçtiğimiz 2 gün de güzeldim, bunu inkar edemem.

manga konserine gittik perşembe gecesi. daha önce 2 kere gitmişliğim var. 2. gidişimde de en önden izleyişim. lise yıllarıma döndüm, bağıra çağıra eşlik ettim şarkılara. inflack'inde blogunda yazdığı gibi sanki asi tavırlarda takılan ben değildim. gayet timbaland, david guetta, lady gaga dinleyip koptuk dün gece. hem de sınırsız. o kadar sınırsız ki tüm kaslarım ağrıyor. siz düşünün artık nasıl dans ettiğimi bence.

ben şimdi derse dönüyorum. kısa bir süre sonra da capona gidip ordan son gün için okula, şenlik alanına geçicez.

hepinize iyi haftasonları...
--> Read more...

27 Nis 2010

Nerelerdeyim?!


bayadır blogu boşluyorum. farkındayım. yazılarım hep kısa kısa. adam gibi neler yaptığımı anlatan bişiler yazmıyorum. hiç içimden gelmiyo.
çok gelgitler yaşıyorum bu ara. kafamda zilyon tane soru/sorun. dersler var, aile var, aşk hayatı var.. var oğlu var. 1001 dertliyim. 1002 olursa daha fazla dayanamıcam kendimi kapatıcam gibi geliyo. hayat beni yoruyo bu ara.
uzun zamandır düzgün uyuyamıyorum. yatağa 1 de girsem 3 de anca uyanıyorum. sonra 7de kalkıp okula gidiyorum. rutine bindi artık. kahvaltıyı asla atlamayan ben, kahvaltı etme alışkanlığımı bıraktım. öğlene kadar "açııaaam" diye geziyorum. zaten kuş kadar yiyorum. direncim kırılacak bi gün diye korkuyorum.
çok yoruldum her haftasonu tömer'e gitmekten. 2 ay kaldı sık dişini diyorum, 2 ay çok uzun geliyor. finallerimin başlamasına 3 hafta var, 1 ay sonra okul kapanıyor. 1 ay bile uzun geliyor. hemen tatile gidip kafa dinlemek istiyorum, ne çok gürültü, ne çok sakinlik. kararında olsun herşey.
istanbula gitmek istiyorum. sevdiklerimi görmek. haziran ortasında gidicem büyük ihtimalle. tüm özlediklerimi çevreme toplayıp hepsine kocaman sarılmak istiyorum. 2-3 senedir görmediklerimle hasret gideriyim istiyorum. "özledim" diyince şakaya vuruyolar ama cidden çok özledim oradakileri ben. saatlerce ağlayabilecek kadar. herkesi görüp öyle gideyim ispanyaya. seneye zaten tömer denen bi illete bulaşmıcağımdan her fırsatta gitmeyi planlıyorum.

depresif takılmaktan başka yaptığım bir şey yok aslında. aslında depresif de değilim. mutluyum genel olarak. çevremdeki insanlar, benimle ilgilenmeleri... hele bu ara tüm arkadaşlarımın bana daha bi candan davranası gelmiş. ilgi manyağı olabilirim. okula konsantre olmam lazım bi yandan. finallerde patlamamam lazım.
blogu boşlamak istemiyorum artık ama sanırım bi süre daha böyle takılıcam. giriş bile yapmıyorum blogger'a. sadece 3-5 kişinin sayfalarını açıp "hmm bişi yazmşmı" diye bakıyorum. hepsi o. burası benim sığınağım gibi aslında. mutsuz olduğum her an güzel bi blog açıp neşelenebiliyorum, ya da tüm içimdekileri buraya kusabiliyorum. ama son zamanlarda hiç bişi gelmiyo içimden. sadece düşünüyorum. düşünmekten uyuyamıyorum hatta. vücudum yakında alarm verecek, gerçekten.

cumartesi gecesi kızlarla çıktık. rahatladı biraz olsun kafam. bi kaç saatliğine düşünmeyi bıraktım. alkol iyi geldi ilk defa. çok güldüm çok eğlendim. arkadaşlarımı ne kadar sevdiğimin bir kez daha farkına vardım.

mayfest var şimdi en yakın. hatta çok yakın. orada tüm düşüncelerimi bi kenara bırakıp dilediğimce eğlenicem. sonra da tam gaz derslere yüklenmek lazım gelir zaten. sadece 1 ay. özgürlüğe bir ay. müthiş bi yaz tatiline BİR AY. lütfen çok çabuk geçsin.
--> Read more...

17 Nis 2010

baldan tatlı intikam

Eğleniyoruz dediniz, bittiniz.
acı acı o intikamı almazsam ben de camenta değilim. bensiz eğlenebildiniz ve bunu yüzsüzce söylediniz ya. er geç hepinize hesap sorucam ben. KORKUN ARTIK BENDEN. 3 senedir göremediğiniz insanı bu kadar kolay unutup üzebiliyosanız, artık ben de o eski camenta olmicam demektir!
--> Read more...

13 Nis 2010

back

geldim. anlatacak, gösterecek çok şeyim var. çok güzel anılarla doldurdum 3 günümü. yaz için sabırsızlanıyorum!
--> Read more...

9 Nis 2010

Zaman geldi...

Sabah Madrid yolcusuyum.
3 gün boyunca yaklaşık 1 senedir dilini ve kültürünü öğrenmekte olduğum ülkenin başkentini gezicem.
Bana güzel güzel ispanyolca konuşabilmeyi dileyin, olur mu?
--> Read more...

5 Nis 2010

Eskişehir'e kaçtık


önceki postumda da dediğim gibi cuma günü eskişehire gittim. günübirlik de sayılmazdı hani, sanki ankarada geziyormuşcasına öğlen gidip akşam geldik. ama çok da güzel vakit geçirdik.

sabah 7de kalkmıştım ve üstelik o gece 3.30da mı ne uyumuştum. bu aralar uyku sorunum var. resmen 3 den önce uyuyamıyorum. okul ve de kurs olduğu zamanlar işkence tabi bu bana. o sabah da zar zor yollara düştüm. o gün arabam olmayacaktı, bu da camentanın bilkent yollarına erkenden düşmesi demekti. okula 9.30 gibi vardım, 9.45 gibi çıktım. ha neden okula gittim? caponla buluşup kuaföre gidicektik. o saçını kestirecekti, ben de bana nasıl bir model yapılabilir onu soracaktım. işlerimiz bitti, saat 11 gibi caponun evine geçtik. 12.15 gibi de S. gelince gar yoluna düşmemek için hiç bir sebebimiz yoktu. taksiye atladık ve gar'a gittik.

1 de trenimiz vardı. bindik gittik. tam 2.30 da eskişehirdeydik. senelerdir istediğim eskişehiri görme eylemini o saatten beri değiştirmiş oldum. açlıktan bayılmak üzere olduğumuzdan trenden iner inmez kendimizi bulduğumuz ilk burger king'e attık ki, bu da kanatlı alışveriş merkezinde olanı idi. önceden fabrikaymış burası. genelde yiyecek ağırlıklı, üst katında sinema bowling vs. olan oldukça küçük bir AVM. karnımızı güzelce doyurduktan sonra durağımız doktorlar caddesi oldu. yürüdük baya bi. ardından porsuğun kenarında yürüdük, şansımız nası kötüyse, porsukta suları çekmişler temizlik yapmak için. güzel bi porsuk kenarı yürüyüşü hayal ederken ben, çamura talim oldum. ki su olduğu zamanlar gondolla sanırım turlar falan oluyomuş. yaklaşık 45 dakikamızı yürüyerek geçirdikten sonra odunpazarı'na gittik. fotoğraf çekicektim. o kadar şirin ki odunpazarı. restore edilmiş evler, dar sokaklar. tam sevdiğim bi tarz. zaten havalar ısındımı millet kapı önünde muhabbete başlarmış burda. tam seyirlik!

S.in evi de vardı odunpazarında. önünde fotoğraflar çektik. sarı renkte ve inanılmaz tatlı bi evdi. daha sonra lüle taşlarının satıldığı mekanlara gittik. ilginç şeyler ortaya çıkarıyorlar lüle taşlarıyla. ardından kurşunluya gittik ki sanırım burası tarihi bi cami. yanılıyo da olabilirim. burada ise günün tüm seyrini değiştiren bir "amca" vardı. 3ümüz yürürken amca önümüzde durup kafasını kaldırıp minarelere baktı. bir yandan da sigarasını içiyordu. eğer deviantart'ıma bakmışsanız görmüşsünüzdür zaten çektiğim o fotoğrafı. bu fotoğraf beni kesmeyince amcanın yüzüne baka baka fotoğrafını çektim, sonra da aynen topuk. gün boyu "amcaaağğ" diyerek dolandık o olaydan sonra. 1.5 saat kadar yürüdük sanırım odunpazarı civarında. adalara gidip oturalım bi yerde dedik. hazır oturmuşken bi de nargile içelim dedik. nargile içebileceğimiz bir mekan için yarım saat aynı koordinatlarda yürüdük sanırsam. ama sonra da oturduk. nargilesi öyle ahım şahım değildi. ama olsundu. aylar aylar sonra nargile içmek bana iyi geldi.

sonrasında S. ile gidip çiğ börek yedik. (bu arada capon arkadaşıyla buluştu, biz onları yalnız bırakıp gezelim dedik) ikimizde birer porsiyon çiğbörek istedik ama 1 porsiyonun içinde 5 tane olduğunu bilmediğimizden fazlasıyla ziyan ettik. yiyemedik. tıkandık. zaten aşırı yağlı bişi. ordan çıkıp tekrar adalar, doktorlar caddesi, espark tarafı falan yaptık. espark'ın yanında bulunan güzel mekanlar var. bana park caddesini anımsattı. 222 ye girelim dedik, kapıdaki korumaları görünce vazgeçtik. zaten daha sonra caponla arkadaşını almak üzere tekrardan uzunca bir yol yürüdük. caponların yanına vardığımızda artık S. ile ayaklarımız s.o.s. veriyodu gibi. kendimizi hoş bi cafeye attık ve eskişehirde kalan yaklaşık 1-1.5 saatimizi de orada değerlendirdik.

9.15 gibi mekandan çıktığımızda yağmur yağıyordu. S. ile hemen başladık: Durmaaa yağmurrr durmaaa. gar'a gidene kadar da devam etti bu şarkı.

garda sohbete daldık. S. bizimle dönmeyecekti o gece babaannesinde kalıcaktı. dolayısyla bizi geçiricekti. saat 21.52de olan bi trenimiz vardı. saate baktığımızda 21.47ydi. capon treni 10da sanıyormş, ondan rahatmış. hayır 21.52 de diyince bizi aldı bi koşturmaca. gördüğümüz ilk trene binmeye çalıştık, sonra sorduk bu ankara trenimi diye. yandaki peronda dedi. yandaki perona uçtuk adam dedi yandaki peron. son perona uçtuk. artık o dur diye düşünürken o perondaki görevli aslında 2. peronda olduğunu söylediç bu arada saat 21.51 falan. ee napıcaz derken, adam bize raylardan atlamamızı söyledi. en son raylara kendimi bıraktığımı hatırlıyorum. şöyle bişi var ki çok ciddi anlamda raylardan geri perona nası çıktık hatırlamıyorum. hatırladığım bi kapı vardı. ama kapıdan geçmedik galiba. en son ben peronda raylara düşmemek için bi panele tutunup trenin olduğu yere geçtim ve trene atladım resmen. ardımdan da capon. zaten bi 30 saniye sonra tren kalktı. az kalsın eve dönemiyoduk yani.

eskişehir maceramız da böyleydi...

not: editsiz, fotoşopsuz bir fotoğraf koyuyorum çektiğim. şoplanmış güzel halleri için deviantart'ıma bakabilirsiniz.
--> Read more...

3 Nis 2010

Nası Hızlı Yaşıyoruz, Nasıl Havalıyız... Bir Bilseniz...

Şimdi blog. 1 saat önce falan eve geldim. nerden mi? eskişehirden cağnım. 7 saatliğine eskişehire gittik, capon, okuldan arkadaşımız S. ve bendenüz.
ben son 2-3dür bi hızlı yaşıyorum fark ettiyseniz. istanbula 4 saatliğine gitmeler. eskişehirde 7 saatte 1 haftada yapılcakları yapmalar..

Ama o kadar yorgunum ki. zaten dönerken treni kaçırıyoduk. raylarda koştuk falan. son saniyede yetiştik yani. o derece de adrenalin doluyuz bi de marjinaliz hıh.

yorgunluktan öldüğüm içün yarın ya da pazar günü fotosal olaylarla blogda es-es maceramı detaylıca anlatıcam.

beni bekleyin anacım.
baaaaayyy.
--> Read more...

26 Mar 2010

Ne? Bahar mı gelmiş??


Öncelikle sizi biraz geçmişe götürmek istiyorum:



Bu şarkıyı dinlerken sizin de içiniz kıpırdamıyor mu? Baharın simgesi kelebekler midenizde uçuşmuyor mu?
Ben 1 haftayı aşkın bir süredir bu kıvamdayım. Sınavlarımın da olması bu bahar kafasının şalterlerinin atmasına sebebiyet verebiliyor. düşünsenize hava çıkmış 26 dereceye, biz vizelere çalışıyoruz. oysa tüm gün yaysak, çimlere uzansak... ah bir de hamak olsa. içine uzanıp uyusak. açık havanın rehavetine ruhumuzu ve bedenimizi kaptırsak...

Hoş, Bilkentteki çimler daha çok buğdaydan hallice. henüz tam yeşermediler. ama ağaçlar beyaz ve pembe çiçek açmaya başladı. hafif bir rüzgarda kopup gidiyorlar dallardan ve kafamıza geliyorlar. o anki duygu ne kadar mutlu, ne kadar huzurlu...

ztn kışı mont giymeyerek geçirmiş biri olarak, üstüme aldığım ince hırkaları da fırlatıp atmış olmak içimi çok rahatlattı. 2 gündür ceket bile giymiyorum. arabada bırakıyorum. kısacık kollu t-shirtlerle geziyorum. taytlar.... ohhh hayat böle güzel ha!

Geçen hafta sonu dondurma sezonunu açtık arkadaşla. Pazar pazar okula gidiyorduk. gerçi o yurtta kalıyo zaten ama ben gayet de vizeye çalışmak amaçlı gidiyodum.tunalıda herkesin elinde bi dondurma. herkes nispet yaparcasına yiyo. dayanamadım. yürü dedim arkadaşıma, biz de alıyoruz.

Çarşamba günü de Caramel Frap sezonu açıldı tarafımdan. artık starbuckslar camenta sayesinde daha çok para kazanacak. zaten caramel frap. sezonu açıldıysa, bilin ki bahar gelmiştir, havalar ısınmıştır. Dün hava ankarada şaka yapmış olsa da(bir anda yağmur yağdı falan), bugün gene mükemmel bir hava var dışarıda. Ve ben bu günü araba yıkayarak değerlendirdim :D

bu aralar hep kopmalık şarkılar dinleyip baharın gelişini kutluyorum kendi çapımda. resmen zerre ders çalışasım yok. geriye 1 sınavım bir de sunumum kaldı spring breakden önce ki, 1 hafta sonra spring break başlıyo.

saçlarıma aylardır boya değmedi. ciddi anlamda aylardır. en son ekimde boyattım. akıp duruyo kendi çapında. güneşte baya açık bi renk olarak görünüyo ve o renge bayıldığımdan boyatmıyorum.

son zamanlarda ne kadar mükemmel türkçe parçalar, albümler çıktı, farkında mısınız? nolüyü kuzum? camentayı türkçeye döndürelim politaksı falan mı? hepsnin mi müziği, sözleri süper olur. ama en güzeli Gripin - MS 05-03-2010 kesinlikle. gripini zaten çok severing. şimdi daha bi bayılıyorum. araba için hazırladığım cd de sürüsüne bereket gripin var meselağ.

havalar lütfen soğumasın artık. hep öğle aralarında çimelim. nolur nolur nolur!!!! hep eğlenceli şarkılar çıksın ağzımdan...


içimdeki kıpır kıpır şeyi müzikle coşturmaya gidiyorum ben. öperem!

not: şarkı açılmıyo bu arada. yenisini yükleyebildiğim an sizlerin huzuruna sunucam. muzicons çıldırmış vaziyette.
--> Read more...

21 Mar 2010

Love etc.

too much of anything... is NEVER enough.
too much of everything... is NEVER enough.



*biliyorum yazmıcam sınavlardan dedim ama, o kadar moralsizim ki... yazsam parmaklarımdan bişiler akar, huzursuzluğum gider diye düşünüyorum sanırım.
--> Read more...

19 Mar 2010

herkesin olduğu ama kimsenin sana sen diye
bakmadığı bir yere gidelim
bin kez öp dudaklarımdan kurutma
bir daha gidelim
ne olucaksa orda olsun, uzakta olsun...
o güneş istediği yerden doğsun gözlerine batsın
al beni gidelim...
her gece bir yıldız seçelim
ayılana kadar içelim...



bu da benden maruluma gelsin.
ceyhun yılmaz'ın şiirleri varmış meğer. bugün öğrendim. bir çoğunu okudum, bunu çok sevdim.

--> Read more...

16 Mar 2010

Bilkentli Çileleri


Ne güzeldi oysa ki annemizin biberonu ağzımıza dayaması.
Herşeyi bir başkasının yapması yerimize.

Tam da şu günlerde keşke yerime başkaları ödev yapsa, başkaları sınavlara girse. ama sınavlar onlara girmese. Başkası spora gitse mesela yerime. o yapsa ben sıkılaşsam. oturup kalkarken ağrımasa karın kaslarım.

Derdin de bu mu demeyin. belki ilerde çok daha büyük sıkıntılara göğüs germem gerekecek ama hayat bana sunana kadar en acıları bunlar. ben napayım?

Bunu yazarken gözü bir yandan ödevinde olan, bir yandan baş ağrısı çeken bir garibanım. yaklaşık 3 saatimi hocanın odasında ödevi anlamaya çalışmayı bi kenara bıraktım, fiziksel olarak da canım acıyor. yarım saate biter yea diye küçümsediğim ödev şu saatte hala benim tarafımdan yapılıyorsa ortada bi problem var demektir bence. soruyu anladım, cevabı buldum. yazıyorum ama 1 yazıp 5 uflayarak. bu yazıya da 10dakika da bir göz atarak kendi alanımda rekorumu kırıyorum. şu an sadece uyumak istiyorum. yarın ki sporun canımı daha da acıtacağı gerçeğini bir kenara bırakıp...

Marulum da dışarda :/ konuşacak kimse yok şu an. var da, ben istemiyorum. marul gelsin onla konuşayım istiyorum. o ise guitar hero oynuyor arkadaşıyla...

Ağlamak istiyorum. 10 gün hemen geçecekmiş, ben rahata erecekmişim gibi olsun ağlayınca. fiziksel ve ruhsal acılarım, streslerim hemencecik bitsin. şimdiden okuldan bu denli sıkıldım. bahar gelince nası sularda kürek çekicem acaba?

kopmalık şarkılar açayım diyorum, onu da canım istemiyor. sözleri derin olsun açacağım şarkının. ağlatsın beni. gözyaşlarım masama düşerken ben huzur bulayım...



*aslında geyik bi yazı yazmak istemiştim bu yorgunluğum adına. ama ortaya çıktığı üzere bu gün geyik modumda değilmişim.
--> Read more...

12 Mar 2010

Maddelerde Boğulayım


-adam gibi sık sık yazmadığımın farkındayım. ancak bu hafta olaylar üstüne olaylar, bedensel ölmeceler geçirdiğim için yazmak gelmedi içimden. 3 gündür erken yatıyorum zaten. 11de sızıyorum ki hafta içi 2den önce uyuyamıyodum. buna rağmen hala çok yorgunum.

-rüyamda sürekli OB vizesinin sonuçlarını görüyorum. 79.11 almışım ve çıldırıyorum falan. bu nası 85 üstü olmaz diye. dün gece de 75 mi ne alıyodum ama sınıfta çok fazla 20 alan vardı ve curve düşük çıkıcak diye kendimi rahatlatıyodum. testti alt tarafı yahu. okunması lazım şimdiye.

-önümüzdeki 2 hafta inanılmaz yoğunum. tahminen her haftaya 1er yazarım ya da belki de yazmam. ders önceliklerini bitirip bitirememeye bağlı baya. ama spring break geliyo... :D tatilin gözünü yiyim.

-güya cumalarım boş benim. geçen hafta hariç her hafta kendimi okulda buldum ders çalışmak için. bugün de capon'a gidicem ders çalışmak için. büyük ihtimalle de haftaya sürekli dipdibe olucaz dersler için.

-cumaları bizim eve gelen bi abla var temizliğe. ben cumaları 11-12ye kadar uyuduğum için kadın o saate kadar benim odama giremiyor, ütülediklerini yerleştiremiyor. sırf benim yüzümden her hafta kadının bizim evden çıkışı geçleşiyor. evde birileri varken uyumayı sevmiyorum ama cuma benim tek tatil günüm ve dinlenmeye ihtiyacım var. her ne kadar öğleden sonraları okula gitsemde.(cts pazar tömer'e gidiyorum malumunuz. ne tatilim var ne bişiyim)

-tömerdeki sertifika sınavını geçtim. artık Yüksek Kur öğrencisiyim. 4 ay sonra bitirip diplomamı alıcam umarım. kaçırmasaydım başvursunu KPDSye de girecektim ama bir sonrakine artık.

-bedensel olarak ölüyo olmamın sebebi squashtir. ölümüm elinden olacak. 1 saatlik manyaklıktan sonra suratım en kırmızı domatesden daha kırmızıydı. zaten sağ kolumu kullanamıyorum :D uyudukça uyuyasım geliyor. bi de squash ertesi derse girdim. 3 saniye içinde içimin geçtiğine şahit olan 20 insan vardı. elimi başıma koymuştum, nası içim geçmişse bi anda kendimi sıranın üzerine yapışmış buldum. rezil de oldum. neyseki hoca 2 saat ders yapacağını unuttu da ben de bir an önce kaçtım ordan.

-yeniden soğuk hava geliyor imiş. alışmıştık be güzel havaya. nisanda bile soğuk olcakmış.

-istatistik hocamız çok komik ya. derste anlattığı anılarıyla bizi kırıp geçiriyor. aslında altında yatan mesajları çok ciddi, ama o kadar komik anlatıyo ki...

-bisürü foto çekmek istiyorum. geçenlerde caponumu çektim biraz, güzel oldu. sırada ispanya/madrid var...

-beni ara ara görenler, baya zayıfladın diyorlar, belki.. ama sıkılaşmam gerektiği gerçeğini değiştirmez bu olay. sonuna kadar devam diyete...


bugünlük de bu kadar. başım ağrıyo, yazasım kaçtı.
--> Read more...

9 Mar 2010

Be Italian


Bugün OB vizesi sonrası "Nine" a gittik caponla. ilk seanstı, saat 11di ve salonda 4 bayandık.

Filme gelince. Müzikler ve kostümler bence çok başarılıydı. zarafet açısından filmin öne çıkanı Nicole Kidman, seksapellik ve güzellik açısından da Penelope Cruz öne çıkandı bence.
Önceleri Guido Contini rolünü Javier Bardem'e teklif etmişler, ama kabul etmemiş. bence yazık olmuş. çok da güzel otururmuş filme. çünkü başroldeki Daniel Day Lewis de yakışıklı falan değil ama tüm hatunlar etrafında filmde. Javier Bardem çok daha iyi performans sergileyebilirdi diye düşünüyorum. zaten film de capona da demiştim Javier Bardem gibi diye.

bence çocukluk sahneleri italyanca olmalıydı. daha sempatik olurdu diye düşünüyorum o zaman film. bu haliyle fazla zorlama olmuş gibi. doğallıktan uzak :/

fergie'nin söylediği şarkı olan Be Italian en güzeliydi bence filmin. şarkı sırasında yapılan dans ve oradaki tefler beni etkilemedi dersem yalan söylemiş olurum hem de en büyüğünden. ama çok kilo almış Fergie. Üstelik çirkinleşmiş. hey yawrum diye baktığım kadın gitmiş, idüğü belirsiz bişi gelmiş.
Filme genel notum 6/10. biraz daha çarpıcı anlatılabilirmişti.

bu da filmin diğer bir afişi. özellikle koydum ki Fergie'nin halini görün diye.

-------------------

Vizem ise güzel geçti. Bana göre fazla ezberdi ve kitaptan da sorular vardı. HÖ?! dediğimiz yerler oldu. yaptık bişiler.

-------------------

Öf daldan dala daldan dala olucak ama, dün Serra ile msnde tanıştık. şirin şeker bişi :D
Merak ettiklerimi sordum, cevaplarımı aldım. mutlu olduğunu öğrendim ve sevindim.
O benim hakkımda neler düşünüyo bilemem tabi :p
Sonuçta gerçek camentayı gördü :D

*Bu noktada hardaldan yorum olarak gerçek camentayı anlatmasını istiyorum:D beni yakından tanıyan bir blogger ve de arkadaşım olduğun için sanırım hardal'anım!

bu arada doğum günümde marulumdan çok ama çok güzel bir hediye aldım. karşı çıkan arkadaşlarım da oldu ama ben halimden memnunum. beklemediğim bir hediyeydi doğum günüm için. tekrar tekrar teşekkürler bitanem benim!!


bugünlük de bu kadar sevgili bloggerlar. beni özleyin!


*bu yazı Be Italian eşliğinde yazılmıştır.
--> Read more...

5 Mar 2010

İllet olma durumu

Hani bazı insanlar var ya, sürekli bık bık öterler. ay şunu şöyle yap, bunu böyle koy. bunu yapma, olmamış. şunu yap kesin süper olacak... Mesih sanki.

Bahsettiğim tecrübeli insanlar değil. tecrübeli insanları çevremde sık tutmaya çalışırım zaten, akıl danışacağım kapılarım olsun isterim. akıl danışmaktan da büyük keyif alırım bazılarına.

Ama bi bok bilmeyip de ortalığa atılan insanlar var ya.. işte onlara İLLET OLUYORUM, İLLET...

Ne demiş büyüklerimiz;

ÇOK BİLİYOSAN KENDİN YAP!
--> Read more...

4 Mar 2010

esatlı ege

ankaralı yazarlar bilirler, ya da bilmezler. hafta içi her sabah 7-10 arası radyodtü'de modern sabahlar adlı bir program vardır. fahir, ege ve oktay üçlüsünün yaptığı. zaman zaman yazılarımda geçmiştir adları.
beni bu adamlarla tanıştıran adam babamdır, ne kadar alışkanlığım varsa babamdan almışımdır zaten.
ama bu öyle bir alışkanlıktır ki, güne bu adamlarla başlayınca resmen günüm renkleniyor. herşeyden önce ayılıyorum. sabah sabah gülmekten ölüyorum falan..

bu adamların programının inanılmaz cingılları vardır mesela. cingılı duyduğunuz an ısınırsınız. bunlardan biri varki, gerek müzik alt yapısı, gerek göndermeleri, gerekse sözleriyle süper.

esat4yol:


umghh.... koçlaaarrr...

sabahlar hep moderen ammaann
aman uykum çok derin benim vay vayy
haydi de uykum çok derin benim vay vay
la bi durun kalkacam tamaam
bi on dakka daha verin bana vay vay (x2)

doldur güzelim dolduurrr
taşmasın diggat
bura esat dörtyolduurrr
şaşmasın diggat

sawyer'a verin sazı
oynatsın kate kızı
black smoke'u yelleeyiiin
john locke alsın gazııı

akıllı başla güne
atlama her gördüğüne
esatlı ege geliyooorr
başlayalım düğüne


dinlemek isteyenlere kesin bir link değil ama linkten indirebileceğiniz websitesi adresi veriyorum:

http://www.radyoodtu.com.tr/modernsabahlar/modern_vaziyetler.asp


dinleyiniz, dinletiniz. lütfen siz de seviniz...!




bir cingıl daha varki resmen adamın gününü aydınlatır. şarkıyı sabah bu adamlarla söylerseniz, bugün hakkaten mükemmel bir gün oluyor. garantisini veririm!

bugün mükemmel:

bugün mükemmel bi gün olacak

bu hayat bizle dalga geçiyo
adamını biliyo hep onu seçiyo
sıra bize ne zaman gelecek derken
millet her gün arayı açıyo

bütün iş sabahlarda bitiyo
nasıl başlarsa öyle gidiyo
değiştirmeye çalışsan da
her şey aynen devam ediyo

ama dur bak modern sabahlar var
bi dinle ne diyo adamlar

bugün mükemmel bi gün olacak
dün olmadıysa bugün olacak
yarın da olabilir belli değil ama
bugünlerde bi gün olacak

hadi kalk radyonu aç geliyoruz
gerçi bazen geç kalıyoruz
hiç gelmediğimiz günler de var ama
geldik mi de tam geliyoruz

bugün mükemmel bi gün olacak



şirin, ha?
--> Read more...

2 Mar 2010

Ballı Lokma Tatlısı

şu gün için yazacaklarım çok başkaydı. ama yarım saat önce öğrendiğim acı haber herşeyi sildi süpürdü.
şimdi efendim ben bugün okula gitmedim. doğum günü ayağına oldukça yorulunca uykumu alamamıştım. dedim salı gitmiyim tek saat ders var zaten.

derse giden bir arkadaşımın az önce dediğine göre haftaya salı vizemiz varmış :):):):) ehi ne güzel.
bu hafta herşey üst üste geliyo. ödevler quizler tömer sınavı... bir de vize çıktı başımıza. üstelik bu güzide dersimizin 2. vizesi 13 nisandaymış. ve ben 12 nisan akşamı ispanyadan dönücem...

hadi gelin şimdi hep birlikte dans edelim...
--> Read more...

27 Şub 2010

Cumpleanos Feliz!!!

iyi ki doğdum, gördün mü bak 20 oldummmm :D:D:D


herkes kutlasın diye de buraya yazdım, o derece şımarmak istiyorum bu sene... bu da bu senenin itirafı olsuuuunnnn :):)

bana musmutlu yıllar, sevgilimle, dostlarımla...
--> Read more...

24 Şub 2010

bilmiyorum.


şubat bitmek üzere ve benim şu ana kadar yazdığım yazı sayısı 5! bununla 6 olacak. o kadar boşladım ki blogu.
ama itiraf etmek gerekirse içimden glmiyo yazmak. ne biliyim yazınca bişiler ters gidicek gibi. yengemin hamileliğini buraya yazmam ve 3 gün sonra acı haberi almamız artık her yerde herşey söylenmez gibi bi düşünce doğurdu bende.
hoş, hayatım bildiğiniz gibi hala. değişen bir şey yok ya, neyse.
şubat başından beri tek değişen çok daha sıkı ders çalıştığım, sürekli olarak bi yerlere koşturduğum. seminerlerin 2. haftasındayız ve ben kendimi inanılmaz yaşlı hissediyorum. her öğlen ve akşam okulun bir ucundan diğer ucuna, güzel sanatlar fakültesine git, sıkış tıkış seminer dinle. zaten boyum da uzun. sığmıyorum arkadaş!

ne diyoduk, evet gerçekten derslere gömülmüş vaziyette perişanım. sevgilimi ihmal ediyorum gibi de azcık. o yorgun ben yorgun. soyadımızı yorgunoğlu olarak değiştirmeyi teklif ediyorum.

benim 10lu yaşlarım bitiyo cts itibariyle. 20lere basıyorum. 18 olurken içimde çok ufak bi kıpırtı vardı. reşit olmak... sadece rahatça içebilmekti aslında bendeki anlamı. babamlar içinde devletin artık beni bireyden sayışı.
şimdi çok daha heyecanlıyım. 10 yıllık bi periyod daha bitiyor ve ben gün geçtikçe büyüyorum. olgunlaşıyorum. arkadaşlık ilişkilerim laylaylom değil. tabiri caizse eşeğimi sağlam kazığa bağlamaya çalışıyorum. ha bir de, ayaklarımı yere sağlam basmaya.

18ime sevgilimle girdim. yeni bir hevesi onla tattım. şimdi daha da olgunlaştığım ve de olgunlaşacağım günlere onunla adım atıcam. bir de sevdiğim arkadaşlarımla.

20 olmak... bir kaç sene öncesine kadar 20 olunca nerede olucam diye düşünür dururdum. şimdi buradayım. olmak istediğim yer mi burası. bilmiyorum. ama olmak istediğim adamlayım. onu biliyorum.
belki mesleki yönden çok yanlş yerdeyim belki de. gerçekten bi fikrim yok. tanımıyorum henüz kendimi. neye yatkınım bilmiyorum kazık kadar olmuş olmama rağmen. hedeflerim neler, nerede yükselmek istiyorum... bir hayalim var yalnızca. ispanyada sevdiğim erkekle, marulla yaşamak. gerçekleşir mi bilmiyorum. herşeyi bildiğini sanar ya insan, ben bilmediğimi fark ediyorum.

dünyada ilk 20 yılımı tamamlarken, sonun başlangıcına yaklaşıyorum...
--> Read more...

18 Şub 2010

çok basit.

sabah second draft yazmak için erken uyanıp okula gitmek 40 dakika, 25 km. (aslında 20-25 dk ama gerizekalılığıma geldi yolu kalabalık görünce arka yoldan gittim, aksilik ya her ışığa yakalandım)

draftı yazmak 30 dakika.

Organizational Behavior dersi 50+50=100 dakika.

okulda yiyecek yer olmayınca ankuvaya uçup geri gelmek 50 dakika.

1 quiz zamanı 60 dakika(ama erkenden çıktım)

hocanın "çocuklar iyi değilim son dersimizi yapamıcam" demesi:

PAHA BİÇİLEMEZ...
--> Read more...

15 Şub 2010

Üstüme gelmeye başladı bu okul!


bir önceki yazımda 14 şubatta buraya kendi düşüncelerimi yazmak istediğimi söylemiştim. ama dün yazmaktan vazgeçtim. çünkü her zaman yazabileceğim şeyleri bu kez ona verdiğim hediye içerisine koyduğum fotoğraflarımızın anlatmasını istedim. zaten kutladığımız gün yaşadıklarımız bir yazının gereksiz olduğunu doğrular nitelikteydi.

bu yazı bayadır yapmadığım maddeleme üzerinedir. dikkat ediniz.

- okul açılalı şurda 2 hafta oldu. quizler, ödevler, projeler derken insanlıktan çıkmış olabilirim. her ders mi zorlar ya? hepsi mi bi anda sorumluluk yükler? bu dönem sadece tarihten rahatım, hoca değiştirdiğim için bu dönem 300 sayfa okuyarak finale girme gibi bir lüksüm(!) yok. ama diğer dersler... saolsunlar varolsunlar.. ne diyim..

- bayadır fotoğraf çekemiyorum, eğer takip ediyorsanız biliyorsunuzdur zaten. ayda 1 falan. 1 dediğim de fotoğraf sayısı ha :( umarım bu cuma uygun olacak da ben de çekicem. kısfmet!

- yoğun tempoma bi de seminerler dizisi ekledim. 3 hafta boyunca sürekli seminerlere girip çıkıcam. artık İŞLETME öğrencisi olduğumun farkına varıp yararlı işler yapmalıyım!

- bizim istatistik hocası, ki daha önce bi yazımda bahsetmiştim, ünlü bi herifin eşi falan fişman diye. hah işte o derste telefonu çalınca hiç tereddüt etmeden açıp konuşuyo. yoo bu olay yeni değil, geçen dönem de yapıyodu. ama şimdi aklıma geldi yazayım dedim.

- 3 hafta sonra tömerde sertifika sınavım var. 0h şetz man! demek istiyorum kendisine çünkü bu sefer geçme sınırını göremeyebilirim :D zorlamaya başladı çok. öyle böyle değil hem de. ama olur da geçersem artık advanced seviyeye geçme hakkı doğacak. yihueeee.

- marulumun ilk maaşı yattı geçenlerde. artık sevgilimin eli ekmek tutuyo :p evimin direği oldu artık... :D:D:D bi de nikahı bastım mıydı :p:p:p

- gene doğum günüm geliyo. yuhannes 20 dolucak. vay anasını ben ne ara büyüdüm?

- geçen gece disko kralına baktım kısa bi süre. okan bedük'e "gözlüksüz çok daha karizmatiksin" gibi bir laf etti. bence öyle değil. yolunmuş tavuk dötü gibi olmuş afedersin. gözlüksüz bedük'e hayır diyorum!

- eşitsizlikleri çözemez hale gelmişim. imdaaaattt!!

- boğazıma kadar ödeve batığım. ama hakkaten boğazıma kadar yani. bi de haftasonlarım tömerle şenlendiğinden bunları yapmaya zamanım yok. resmen kaşınmaya zamanım yok....

- recep ivedik 1 milyonu aşmış 3 günde. boxoffice yalancısıyım. henüz gitmedim. görmedim. ama bu sefer herkes iğrenç diyo filme. napsam bilemedim.

- babamın uğraşıp da "ya ben bunu yapamıcam ama" dediği ödev sorumu ben nası yapıcam? ha?!! HAAAA???!!!! adamın IQ tavanlarda geziyo bi de düşün.

- cuma günü okula ödev yapmaya gidicem, fotoğraf planı yatışşşşşş....

- gene bitti diceklerim be.


ben derse kaçıyım okuyucu. okuyosan tabi. bilmiyorum. off neyse.
--> Read more...

11 Şub 2010

marul'a...


her ne kadar daha önce de okutsam da...


"seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.
benim olduğu kadar dostlarının,
dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.
nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.
ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek...
böylece yaşamalıyız işte.
sonra çocuğumuz olmalı,
düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.
yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın.
hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
zaman su gibi akıp giderken, her şey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
her şeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden
mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.
saçlara düşünce aklar, ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.
kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz.
geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.
eve gelip benden kahve istemelisin.
çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.
ben, 'bey' demeliyim sana, sen de 'hanım'.
öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.
tebessümler açtırmalı yüzünde.
bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.
birbirimizi sevmenin gururu olmalı her şeyde... "



Can Yücel


*illa 14 şubat gelince mi yayınlanır bu tarz şiirler? ben 14 şubatta kendi içimden gelenleri dökmek istiyorum buraya...
--> Read more...

10 Şub 2010

şştt baksana bi!

yazıp çizmek istediğim onca şey varken, nedir bu suskunluk?
anlatmak istediklerim mi boğazımda sıraya dizilen?
biri beni silksin ve kendime getirsin. her gün yazan bloggerlara bakıp bakıp iç geçirmekten inanılmaz derecede sıkıldım!
--> Read more...

3 Şub 2010

Çankaya Belediyesi Sesimizi Duymalı!

Ankarada şu an inanılmaz bir kar yağışı var. tüm ilçelerde bu geçerli mi bilmiyorum ama en azından Çankaya kardan nasibini aldı. dün gece başlayan kar, aralıklarla devam etti ve son 3 saattir aralıksız tipi halinde yağıyor. bugün okuldan dönerken or-an kavşağına kadar bir şey yoktu. or-an a doğru geldiğinizde sizi tipi selamlıyordu. bu tipi 2 dakika içinde inanılmaz bir hal aldı. hepi topu 1 kmlik alan içerisinde iklim değişti sanki. yollarda kar, çamur... dışarısı desen göz gözü görmüyor. benim asıl sorunum ise evime dönen kavşakta başladı. kavşağı geçince ara yolların sabahtan beri hiç temizlenmemiş, 10 cm kar altında buzla örtülü olduğunu anladım. yavaş gitmeye başladım. yavaştan kastım gerçekten yavaş. eve dönen yola saparken direksiyon hakimiyetimi kaybettim, frene sıkı basılmaması gerektiğini de bildiğimden içimden ölüm düşüncesi geçti çünkü hızla önümdeki direğe doğru yol almaktaydım. yollar inanılmaz kaygandı. son anda direksiyonu kırıp yolumu düzelttim ancak bu durum beni çok korkuttu. düşünsenize 23 km normal gelmişim, son 2 kmde resmen hayatımdan olabilirdim. hadi hayatımdan olmak belki biraz abartıdır ama en azından o direğe girsem bi tarafımın hasar göreceği kesindi. her belediye bunu yapıyor mu bilmiyorum ama son 2 kar yağışından beri yollar temizlenmiyor. bugün ben belki atlattım ucuz şekilde ama yarın aynı şeyin olmayacağının garantisini bana kim verebilir? insan hayatı gerçekten bu kadar ucuz mudur? hala tipi şeklinde kar yağıyor ve bu şekilde devam ederse sabaha afet olması kaçınılmaz. tabi bir çok trafik kazasınında. eğer düzenli olarak karlar temizlenmezse bir çok insan evinden çıkamayacak. çıkanlar da kaza yapacak. en azından tipi yolları örtmeye başladığında araçlar çıkabilirdi. tipi başlayalı saatler olmasına rağmen hiç bir kar küreme aracı ortalarda yok...

ah pardon, geçen haftaki yağıştan sonra, karlar eriyinde kar küreme araçlarını yollarda görmüştük değil mi? pardon!
--> Read more...

28 Oca 2010

bilkent geleneksel kayıt günleri


eveeeet, bir registation manyaklığını daha geride bıraktım. hala uğraşanlar ve ders ekleme/bırakma son gününe kadar uğraşacak olanlar vardır elbet. ancak şu an elimden gelen budur. bir dersimin hocasının belli olmaması nedeniyle ona müdahele edemedim.

2 saat boyunca istediğim hocadan dersi kapabilmek için yerimden bile kalkmadım, su içmedim, açlıktan ölmeme rağmen yemek yemedim. tam umudumu kaybetmişken açılan 5 kişilik kotayla kendimden geçtim, dersi seçtim.(kafiyeye gel heheyyytt)

seçtiğim an inanılmaz mutlu oldum, salak gibi el falan çırptım. şu an çok mutlu ve huzurluyum. üzerimden bir yük kalktı resmen.

--

ankaraya kar bir geldi tam geldi. normalde kayıt günümde okula giderim ben, ne olur ne olmaz diye. şimdi pc çöker elektrik gider falan. sabah babam okula arabayla gidemezsin dediğinde "iyi yeaaa gitmem o zaman ben de" dedim. evden de bu ders seçimlerinin yapılıyo olabilmesine bayılıyorum. kayıt saatime 1 saat kala elektrikler gitmesin mi :S aldı beni bir telaş. jenaratör var ama modem sapıtmış durumda. bi türlü bağlanamıyorum internete. tam herşeyi göze alıp arabayla gidicektim ki elektrik geldi. beni büyük bir yol işkencesinden kurtardı. kar durmuştu gene başladı. bizim burada önceki yağıştan kalan bi 5 cm kar vardı, tahminen şu an dışarda 10-15 cm kar vardır. meteorolojide yağmur diyor bugün için ama kar uzun zamandır yağmadığı için olsa gerek inatla yağıyor. yağsın bakalım biraz. eğer yarın okulum olsaydı yağmasın dursun derdim ama cumalarımı boşalttım ve kar gibi bir kaygım yok yarın için. hehehe. okula gidecekler düşünsün :p

dün gece o kadar güzel göründü ki dışarısı... tam yatağıma girecekken gittim pencere kenarına üşüştüm. tüm ışıkları kapattım. ipodu taktım kulağıma. ispanyol ezgilerine o kadar güzel eşlik etti ki kar... bir yandan hiç lastik izi olmayan yol, karşı da orman.. hafif loş ışıklar... o an yanımda sadece marul olsun istedim. huzurum katlansın istedim. gecenin 2sinden 3üne kadar dışarıyı seyrettim tünediğim koltuğumun tepesinde. her zaman gri olan ankaraya sisle birlikte gelen kar o kadar çok yakışıyor ki... hele bir de karşında orman manzaran varsa, işte o zaman tadından yenmiyor. çok güzel bi uyku çekmişim zaten... düşünün o 1 saatin bana nasıl yağan kar gibi yumuşak geldiğini.

babamın sabah 8de kaldırmasıyla uykusuz kalsam da hala dışarıdaki beyazlığa bakıp huzur doluyorum. bir de aldım ya derslerimi istediğim hocalardan.. e ben daha ne isteyeyim?
--> Read more...