2 Ara 2010

Ödev yapmaya ayırmam gereken vakti bunu yazmaya ayırıyorum, sonum iyi değil!

ya ben bunu yazmazsam hep unutucam gibi geliyo. çünkü zaman zaman ben de unutuyorum. tarihe not düşmek istedim bunu. gerekli.
lafı gevelemesene lan diyebilirsiniz, haklısınız.
benim erasmus işi kesinleşti canlar. 11 ocakta yolcuyum. terk-i diyar eyliyorum. dersler sallantıda olduğu için geçen haftaya kadar belirsizdi, o kadar belirsizdi ki tarih yakın olmasına rağmen bilet alamamıştım vs. ama dersler kesinleşti, kalacak yerim hemen hemen ayarlandı sayılır ve biletimi de hafta başında aldım.
1 ay başka ülkede yaşamış, bunu başarabilmiş olmanın rahatlığı var üzerimde. yoksa ayaklarım geri giderdi. tek gidecek olmaktan da korkmuyorum çünkü yazın tek gitmenin aslında çok avantajlı olduğunu keşfettim.
işin can sıkıcı yanı marulumu burada bırakmak. yanıma gelmesi için elimizden geleni yapıcaz elbet. 4 ay hem uzun hem kısa bir süre. bu süreyi başarıyla atlatacağımızdan da adım gibi eminim. nasıl sevgi dolu gittiysem öyle geri dönücem ve öyle çıkıcam karşısına.
her ne kadar onun kafasında bazı soru işaretleri olsa da ben aramızda bir problem çıkacağını zannetmiyorum. çıkmamalı da zaten(açık mektup yazıyorum sana marulum :p, korkma len)

almanya çok soğuk olur diyolla. bakalım görücez. 4 ay kendi başıma yaşamak benim kişisel gelişimim için çok önemli olacak diye düşünüyorum. birşeyleri başarabildiğimi daha uzun vadede aileme kanıtlayabilecek olma şansım beni heyecanlandırıyor açıkçası.

şimdilik bu kadar. geri sayım devam etmekte....
--> Read more...

24 Kas 2010

One Way or Another





*kendi çekimim, model japon. (Kasım 2010, Ankara)
--> Read more...

8 Kas 2010

Karmaşık Hayatımı Biri Toparlayabilir mi? Teşekkürler.


hayatım inanılmaz yoğun. 2 haftadır sınavlarla boğuşuyoruz. 5 dk içinde birinden çıkıp diğerine uçtuğum bile görüldü geçtiğimiz cuma günü. bu hafta 2 tane daha var ve sonrası malum bayram tatili.
hayatımın karmaşıklığı şurdan geliyor: hangi derse çalışacağımı şaşırdım resmen. bu yüzden karıştım, darmadağın oldum, insanlıktan çıktım resmen. biri beni silkse, belirli gün belirli saatlerde ders çalıştırsa. resmen maaş bağlarım ben bunu yapana. çok ihtiyacım var çünkü. yoruldum. kafamı taşımakta zorlanıyorum artık. her haftasonu geldiğinde rahatladığımı sanıp aslında pazartesinin gelişiyle birlikte yeni bi yoğunluğa yelken açtığımı görmem beni güçsüz düşürüyor. gerçekten bu dönem hiç sıkılmadığım kadar sıkılıyorum ders konusunda.

bu arada hiç kendime zaman ayırmıyor muyum? ayırıyorum elbette. bahsetmemişim ama 23 Ekim gecesi Efes Pilsen Blues Festival 21deydik mesela. oldukça eğlendim, bi kaç saatliğine de olsa kafamı rahatlattım. Mitch Woods'da dans edip, Kenny Nealda kendimizi müziğin akışına bıraktık marulla. sonra durduk bi ara, düşündük; nerdeeeen nereye. daha 2 sene önce Metallica konserinde çığıra çığıra şarkılara eşlik ediyoduk, o gün ise Blues ritimlerine salmıştık kendimizi. büyüdük aslında ama bunun farkına varmak istemiyoruz hiç birimiz. herşey çocukken çok daha kolay çünkü.

29 ekim haftasında da sıkılıp kız kıza içmeye gittik önce. ertesi gün de bilardo vs vs. o gün çok güzeldi mesela. geri dönebilsek ve keşke hiç bitmese. önce arkadaşlarımla çok keyifli bir yemek yedik, ardına bilardoda marifetler(!) sergilendi. ve daha sonra biz marulla sinemaya gittik.

yeri gelmişken söyleyeyim, izlediniz mi bilmiyorum ama Social Network bana göre son zamanların en bayık filmiydi. gereksiz keskin geçişler, konudan konuya zıplamalar... gereksiz bir uzunluktaydı zaten film. 2 seferdir filmlerden yana şansımız bi türlü dönmüyor nedense. eğer izleyip de beğendiyseniz o filmi, ya bende bi gariplik var ya da sizde. bilemedim. ama ben 2/10 veriyorum. bu bile fazla ya... neyse.

bu kadar yoğunluk arasında bir de MAD'e girdim. geçen seneden beri istediğim bir şeydi. inflack hatuna bakıp bakıp özeniyordum. sonunda benimde bir klübüm oldu. ilk topluca dışarı çıkışımızı geçtiğimiz cuma gerçekleştirdik ve inanılmaz eğlendik. MADi gerçekten çok seviyorum. içindeki insanlar ve onların yarattığı atmosferin başka klüplerde olduğuna da inanmıyorum açıkçası. geçen sene tanışmıştım klüp üyelerinin bazılarıyla, mayfestte. o zamandan beri klübün içinde gibiydik. bir tek işi resmiyete dökmemiştik, onu da dönem başında gerçekleştirdik. mutluyuz!

alakaya çay demlemek lazım şimdi söyleyeceğim şeyle birlikte ama ben ispanyolca konuşmayı özledim. hoş ne kadar konuşabiliyordum orası da muamma ama en azından madriddeki sınıfımda elimden geldiğince konuşmaya çalışıyordum kafa göz yara yara. onu çok özledim. bazen evde kendi kendime ispanyolca konuşurken buluyorum kendimi. aylardan beri söylüyorum, benim ispanyam geldi! geri gönderin beni, siz de rahat edin ben de. ama yanıma marulu da verin, çok özlerim ki ben onu :/ (bari aranızda para toplayın da beni latin amerikaya yollayın. çok merak ediyorum abi oraları ben!)

bir sonraki postta da bekleriz efeniimmm...!!

*bu aralar yine gipsy kings aşkım kabardı, her sabah arabada şunu dinleyerek güne başlıyorum: http://fizy.com/#s/1lrhe8
ama söyleyin şimdi, muhteşem bir yorumlama değil de nedir bu?
*sağ taraftaki ruhun gıdası kısmına gipsy kings'in en sevdiğim şarkısı olan trista pena'yı yükledim. umarım çalışır da siz de bu muhteşem şarkıyı dinlersiniz.
--> Read more...

30 Eki 2010

Özlem Dolu Bir Yazı



2 blog önce yazdığım "özlediklerim" temalı bi yazı yazmaya karar verdim. neden diye sormayın, içimden geldi sadece. kafamda kurmadım özlediklerimi. yazmaya başladıkça aklıma geleni çakıcam buraya.

1)Madrid: hala travmasını atlatamadım, hala içimdeki özlem dinmedi. hepimizin bi rüya ülkesi vardır ya, ispanya benim için o. yaşayacağım yer ise madrid sanırım. sanılanın aksine barcelonadan umduğumu bulamadım mesela. ha, gün gelir güney kısımlarını görür ve de oralara çarpılırsam, oralarda yaşamak için çabalarım. sevilla güzelmiş diyolar. bakalım. çalışıcaz ispanyada yaşamak için. başka yolu yok.

2)İstanbul: sanırım uzun bi süre istanbulu doya doya içime çekemicem. blogda bahsetmedim sanırım, ben dersleri uydurursam gelecek dönem Almanyaya gidiyorum erasmus hedesine. o yüzden istanbulu göremicem bi süre. aralık başında günübirlik gidicem eğer almanyaya gidersem. eğer almanya işi olmazsa bu madde çok da önemli olmaz, ara tatilde istanbula giderim zaten. almanya işi olursa ara tatilim olmayacak. bilkentteki finaller bitmeden almanyada olmam gerekecek. sıkıntı. kısmet.

3)Marul: aslında ben her daim kendisini özlemekteyim. yanımdayken bile özlüyorum. 48 saat bile olmadı yanımdan ayrılalı ama çok özledim. onunla yaptığım her şey çok anlamlı, çok güzel. insanların ilişkileri gitgide monotonlaşırken, benimki gitgide güzelleşiyor. işte bunu seviyorum. bi de marulu seviyorum.

4)Kuzenim: kendisi tam bir şerreefsiz. ha neden böyle dedim, çünkü ankaraya 2 saat mesafede oturmasına rağmen ankaraya gelmiyor. her haftasonu istanbula gidiyor. en son haberleştiğimde(ramazan bayramıydı) yurt dışına çıkıcaktı tatile. tam bir terbiyesiz. ama çok özledim.

5)Madriddeki PaPizza: neden madrid başlığı altında yazmadım bilmiyorum ama felaket önemli bi pizzacı oldu kendisi benim için. sabah 11de de pizza yedim burdan, sabaha karşı 5te de, akşam 9da da. mükemmel pizzaları var. 24 saat açık olması ayrı bir cazibe merkezi yapıyor. düşünsene, sabahın 5i, içmece, dans etmece olaylarından çıkmışsın. acıkır insan. bi pizza atıyosun, kendine geliyosun. oh yes.


Bizim sürekli gittiğimiz PaPizza şubesi, Puerta Del Sol

6)Roma: lise1de gittim italyaya. tarihine çarpıldım. ileride burda yaşıcam dedim ama onun yerini ispanya aldı şimdilik. yine de italya benim için çok özel. ilk yurt dışına çıkışımdı. hissiyatım "yurt dışında gibi hissetmiyorum kendimi" olmuştu. ama 3 gün sonra türkiyeye dönerken canım çok acımıştı. en çok bana koyansa romada keşfettiğim o minicik pizzacının yerini babam sayesinde bi daha bulamayışımızdır. ha, şimdi gidersem ve aynı yerde aynı kadın hala işletiyorsa kesin bulurum. fontana di trevi'yi karşına al, en sondaki sol sokaktan gir. meydana kadar yürü şeklinde bi rota çünkü. nası içime dert olmuşsa. PaPizzadan daha öne çıkar, italyan pizzası sonuçta. adamlar yapıyo abi!

7)Hazırlık: üniversite hazırlık kıç yayarak geçtiği için inanılmaz özlerim. inanılmaz rahatlıktı o be! şimdi vize ödev proje final falan. ııııhh!!

8)İstanbul 2008: hem kışın hem yazın gittim. üstteki istanbul başlığından ayrı incelenir. neden? çünkü kışın gittiğimde seneler sonra ilk defa C, M, ve ben gezmiştik o şehirde. ikisi de çocukluk arkadaşım. ikisi de çok sevdiğim insanlar. istanbula ayak basar basmaz o buz gibi havada "beni deniz kenarına götürün ulan!" diye ultimatom verdiğimi hatırlıyorum. onlar da garibanlarım beni direk caddebostana götürmüştü. o günden 6 ay önce sıcaktan kavrulduğum caddebostanda bu sefer donuyordum. içimdeki deniz aşkı yüzünden sıcak bi yerde oturmayı reddedip, ikisini de denize karşı bi bankta benimle oturmaya mecbur bırakmıştım. ertesi gün aynısı arnavutköyde yaptırmış, sonra tekrar anadoluya dönüşte canımın waffle çekmesi üzerine kadıköy-moda arası bi yerde 1 saat bunları yürüterek baya meşhur bi wafflecıyı arattırmıştım.(şu an wafflecının adını hatırlamıyorum ama waffleları da o buz gibi soğukta yediğimizi söylememe gerek yok sanırım)
yaza gelince, 27 temmuz 2008 diyorum aga. metallica diyorum. her ne kadar artık rock metal ayakları benden geçmiş olsa da, düşününce hala gülümsetir beni o gün. marulumla ilk istanbul maceramız. ilk farklı şehir maceramız. ertesi günü boğaz turu yapmamız, yine bir waffle macerası, haydarpaşaya ulaşmak vs vs. aaahhh!!!

9)1997-1999: bu senelere dair güzel hatıralarım var. yine istanbulda geçen(yalnız fil hafızası mübarekkk) 97de kardeşimin 1. yaş gününde istanbuldaydık. bi arkadaşımın kozyatağındaki eski evlerinde kalmıştık. videolar bile vardır. 99da ise polonezköyde ata binmişliğimiz vardır o aynı arkadaşımla.

10)90lar: şarkılar bakımından çok özlerim. arasıra evde kendi kendime yaptığım 90lar gecelerimi inkar etmek anlamsız.

11)sarı, topuklu, spice girls ayakkabılarım: fotoğrafını bulamadım ama o sene bir çok okuldaşımın ayağında gördüğüm o ayakkabılar spice girls ayakkabısı olarak geçerdi. sene 98 ya da 99 olmalı. benimkiler cart sarıydı ve o zaman da müthiş uzun olmama rağmen çarşamba günleri inatla o ayakkabılarla giderdim okula. çarşambaları serbest kıyafet günüydü çünkü. sonra ben iyice gelişmeye başlayınca o ayakkabılar benim ayaklarımı reddetmeye başladı ve yanlış hatırlamıyorsam ayakları halaaaa minicik olan yengeme vermiştim onları.

şu an aklıma daha fazla bişey gelmiyor resmen. ben en iyisi burada noktalıyım blogu. zaten uzun zamandır yazdığım en uzun yazı olmuş. vay anasını!
--> Read more...

16 Eki 2010

Ona Sarılırken En Derinden Hissediyorum Huzurun Ne Demek Olduğunu...


Seni çok seviyorum Marul'um...
Sarılmak var ya sana... Herşeyi bir yana bıraktırıyor bana. Sadece sen varsın o an beynimde, bedenimde, her bir hücremde.
Anlatamam ki sana olan sevgimin boyutunu...
--> Read more...

15 Eki 2010

Serhat!! Neler Neler Dönmüş?!

yuh 1 aydır yazmamışım ben ya?! sanki 1 hafta önce yazmışım gibi geliyo ha. ama dersler öyle bi başladı ki vay anasını yani. haftaya pazartesi midterm sezonunu da açıyoruz zati. bu ne ya, hayat ne hızlı akıyo. çok şey yaşıyoruz ama gün sonunda hiç bişi yaşamamışız gibi?!!!! e ne anladım o zaman ben bu hayattan, peeeeh!
hayatımda güzel güzel gelişmeler oldu, tatlı tatlı yaşıyorum şimdi. en son bugün ispanyolca için DELE sınavına başvurdum mesela. 1 ay sonra sınavım var falan filan(sınavın neresi güzel demeyin, önemli bişi bu benim için)
fransızca öğrenimim tam gaz devam ediyor.
okul yoğun işte, ciddi yoğun. hiç bişi olmasa bile quiz var, kastırıyolar. yok akredite için bilmemne yok bunun için şu diye diye suyumuzu çıkardılar bu dönem. daha da ocakta bitiyo bu dönem bak, gerisini sen hesap et!

bu kadar karmaşanın arasında bi çok şeyi özlediğimi fark ediyorum. en başta madriddeki kısa yaşantımı çok özlüyorum mesela. "madridde olaydım böle böle yapardım" diye düşünürken buluyorum gün içinde kendimi. marulla birlikte geçirdiğim günler zaten aklımdan çıkmıyo. bi fırsatını yakalasak da tekrar gitsek madride, ah ne güzel olurdu.... ah ne güzel!

aslında ben "özlediklerim" listesi yapıcaktım ama kafamda olanların hepsinin uçtuğunu şu saniye fark ettim. çok da uzun yazmıcam bugün çünkü nedense hiiiiiç istemiyorum.
ama yaşıyorum yani bilin bunu :)

öptüm cicişler :p
--> Read more...

16 Eyl 2010

Ortaya Karışık, Alengirli


ben anladım ki bi olayı uzun uzadıya anlatamicam. zilyon tane taslak vardı az önce madride dair. hepsini sildim. başlıyorum, 5-6 satır yazınca sıkılıyorum. huzurlu bir şarkı açıyorum kendime ve öylesine uzanıyorum. tavandaki noktaları sayıyorum. kaçta kalmıştım en son? 1.672.195 olabilir mi?

mesela ben bu postu yazarken arkada şu çalıyor: http://fizy.com/#s/1lsv0t

-normalde bugün okul başladı. inanılmaz sancılı bi ders kayıt dönemiydi benim için. 5 dönemdir ilk kez böyle bi rezillik yaşadım. eklenen derslerim silindi, kotalar doldu, zaten sistem benim için o kadar geç açıldı ki, açmasalardı da olurdu. ama neyse ki hallettim. başta normalde dedim, çünkü öğlene kadar olan bütün derslerimi iptal etmiş hocalar. eh, öğleden sonraki 2 saat fransızca için koca yolu gidemeyeceğime karar verdim. daha doğrusu üşendim. çünkü servisle gitmem gerekecekti. bu da gün içinde bana 110 dakika için 3.5 saat yol gitmek demekti. araba olmayınca hayat zor :/

-araba yok, neden yok? çok güzel kaza geçirdim 2 hafta önce. o kadar güzeldi ki(!), anlatamam. arabaya arkadan bindiren bi ipne sağolsun ben de öndekine girince, eh biraz masraf, haşat olan araba... normal şeyler bunlar. en az 2-3 hafta daha arabam yok. bilkentin yolları taştan anlicağınız. TM servisleriyle 1 sene sonra yeniden buluşuyoruz yarından itibaren. ha hocalar insafa gelir, yarın ki dersleri de iptal ederlerse, her yerinden öpüyorum rüştü der, saygılarımı sunarım.

-bu yaz her ne kadar başımdan 2 ciddi büyük kaza geçmiş olsa da bana iyi geldi. çok gezdim, çok eğlendim. blogda konusuna hiç değinmedim ama marul yanıma, madride geldi son hafta. o yüzdendir son hafta güzel olucak yazmış olmam."ilk başbaşa tatilini yurtdışında geçiren şanslı piçleriz" diyip durmamsa, durumun gerçekten öyle olmasından ibaret. barcelonaya gidemedik belki ama, madridi gezdik, gece hayatına aktık, çok da güzel iyi vakit geçirdik. iyi ki gelmiş sevgilim... bir anlamda 3. yılımızı da madridde kutlamış gibi olduk. ama bir kutlama da ankara yaptık. 40 gün 40 gece parti yapalım dedik de, çok şaşaalı olur dedik, vazgeçtik :p bol bol fotoğraf çektik, bilimum yerlere anılarımızı bıraktık madrid sokaklarında. gecenin bi vakti boş sokaklarda kaybola kaybola yürüdük, ama şans bu ya, aslında varmak istediğimiz yerin tam önüne çıktık hep. bi imkan olsa, geri dönsek o günlere...

-kapadokyaya gittim geçen hafta, günübirlik. mıçmıç bayram ziyaretlerinden zerre haz almayan bünyeme çok iyi geldi. şuursuzca yürüdük, ordan oraya koşturduk. giderken tuz gölüne uğrayıp, havasını koklamamazlık yapamazdık, bi de onu gördük. kısacık saatlere çok şey sığdırdık, sonrasında evimize döndük.

-gezmelerim henüz bitmedi. 3 hafta sonra, 9 ekimde, bi aksilik olmazsa kastamonu'ya gidiyorum. ne işin var orda diyebilirsiniz, diyin bence de. ama yıllardır gidemediğimiz bir organizasyonun bu seneki noktası kastamonu imiş. sanırım gidiyoruz. uzun zaman sonra arkadaşlarımla, 1-2 eksik olsa bile, kalabalık grubumla haftasonumu geçiricem. oradan da çok güzel anılarla döneceğimi biliyorum.

-saç rengimi değiştirdim mesela. açık kahve yaptım. ancak biliyorum ki bunu 1 sene boyatmazsam civciv sarısına dönme ihtimali çok yüksek. koyu kahve bakıra dönüştü çünkü. şimdiden diplerimin çıkacak olmasına içerleniyorum. bir sonraki saç rengim ne olur, bilemem.

-yukarıda da yazdığım gibi, fransızca dersim vardı bugün. bu demek oluyor ki, bu sene de fransızca öğrenmeyi kafama takmış durumdayım. ama TÖMERle falan uğraşamıcam. okulda ne kadar kapabilirsem o kadar iyi. elbet gün gelir ben açıklarımı kurslarla kapatırım.

şimdilik yazacaklarım bu kadar. okul başlayınca daha sık post girebilirim belki, komiklikler şakalar...
--> Read more...

8 Eyl 2010

İstanbul'a Gittik Beraber, Türlü Maceralar da Yaşadık


okurum, okurum! sevgili okurum. sanırım sonunda yazıcak gücü buldum. ben istanbuldan döneli 2 hafta oluyo ama yazalım bakalım bi istanbul postu be ya!

madridden sonra sıkılmış portakala döndüm adeta. madridde dur durak bilmeden gezmelerim, geceleri içmeler, dışarı çıkmalar derken ankaraya gelince kendimi sudan çıkmış balık misali mal hissettim. sıkılıyodum, ağlıyodum. yapacak bi şey yok sonuçta ankarada. arkadaşlarımın hepsi tatilde... denizli bi tatile gidememişim, deniz hasretim tepe noktalarını çoktan aşmış. istanbulu da özlemişim, çokçana. hem de uzun zamandır görmediğim capon orda. ne yaptım? döndükten 10 gün sonra atladım trene istanbula gittim. inatçı hardal eşliğinde.

ah be okur, biz ankaralılar böyleyiz işte. ankarayı severiz aslında, bakma bok attığımıza ama istanbul bi başka memleket. ankarada olmayan herşey mevcut. deniz var herşeyden önce. hiç bişi bulamıyosan git deniz kenarında otur. öyle bi yer. ankarada gitsen gitsen nereye gidiceksin ki? or-an'a zaten gelme. dağ başı, kurt falan iniyo kışın. bu denli sapkın. o yüzden istanbul bize cennet. cennetten öte. bir de içinde sevdiklerin varsa, hah yeme de yanında yat.

döneli uzun zaman olduğu için gün gün ne yaptık detaylı hatırlamıyorum. ilk gün sinsi ketçapla buluştuk ettik, kanyona gittik. sonra caponun gelmesini bekledik vs. daha sonra da kendimizi gece dışarı attık zaten. bi de şu uğurkan erez denen adamı gördük falan. kalabalık bi grup olduk daha sonra küçük beyoğlunda. 3 gece çıktığımız gecede bi anda 8-9 olduk. hoş bi geceydi, sohbet ettik uzun bi süre. ramazana aldırmayan gönlüm hafif de içti tabi. ama orası istanbul, nolucağı belli olmaz. sınırı da çok aşmadık. hoş bi tebessümle evimize döndük daha sonra.

ertesi gün sıcaklardan bunalan bünyeler olarak kendimizi buz müzesinde bulduk. ha öncesinde itü'de kahvaltı yaptık, evet. nası özlemişim üşümeyi... kat kat giyinmeyi... bundandır ki dün gece çorap giyince pek bi sevindim mesela. neyse, daha sonra ne yaptık inan hatırlamıyoru okur. gece dışarı çıktık. ama gece güzel başlaması ve devam etmesine rağmen olaylı sonlanınca, şalterler attı bizde. evde sabaha kadar sinir harbi yaşadık. kendi içimizde olayın sebeplerini bulmaya çalıştık. çooook geç yattık çok. fazla geç. ertesi gün ebleklik yaşatacak kadar.

bi sonraki gün geldiğinde bebek'e gitme kararı aldık, yola koyulduk. bebek starbucks iyidir iyiiii. saat 5.30da bi arkadaşımızı taksimden uğurladıktan sonra taksimde durmaya devam ettik. Claire de Lune ile buluştuk... yeriz ki biz onu. ardından ben başka biriyle buluşmak üzere yanlarından kalktım ve önceki gecenin sinirini oluşturan insanın yanına gittim. ha neden gittim orası da ayrı olay... intikam, baldan tatlı intikam... planın sadece başlarıydı... nihıhoohhah.

son güne geldiğimizde, capon staj yaptığı için onsuzduk. bi ara öğle yemeğine yanına gittim hatunun. daha sonra da eve gelip pinekledim. en sonrasında fotoğraf çekicem ben yeaaa! diyerek atladım vapura. şehirden ayrıldığıma mı üzüleyim, arkadaşlarımdan mı bilemedim. gözyaşlarım sel oldu. hatta kadıköye indiğimde hala ağladığımı gören bi mendilci çocuk kendi çıkarları doğrultusunda "abla ağlama ya, bi mendil vereyim" bile dedi... en son trene binerken bile ağlıyodum artık siz düşünün. zaten o trenin son düdüğü istanbulun bir kez daha bitişiydi...

elbet gidicem bir daha... ancak bu istanbul çok tatlıydı be okur!

not: detaylar cidden hatırlanamadığı için bu kadarcık bi post çıktı. idare ediverin gari!
--> Read more...