16 Kas 2009

hastane zamanları

bu yazıyı neden bu kadar geç giriyorum bilmiyorum. söz uçar yazı kalır felsefesinden yola çıkmış olabilirim.
aşağıda okuyacaklarınız (ileriki zamanlarda unutmayayım, hayatımın en zor anları çünkü, dönüp döüp okuyabileyim diye yazıyorum) 2007 senesinde 8-9 ay içerisinde olanlardır. genelde hüzünlü ama nedense hep dalga geçilcek(neresiyle dalga geçebilceksem) bi yan bulduğum zamanlar.

yıl 2006.. bakma sen tepede 2007 dediğime. 2006-2007 öretim yılı işte.
aylardan eylül.

nadiren de olsa başım dönüyor. oda etrafımda dönme dolap adeta. önemsemiyorum ama. hızlı kalktım ya?lara bağlıyorum hep. ama bir zaman geliyorki ben o ara yataktayım, uzanmış haldeyim. gözüm bile kararıyor. başım korkunç derecede sızlıyor.
anneme söylüyorum bunu. doktora götürüyor. doktor öss yılım olduğu için strese bağlıyor. halbuki stresle işim yok o zamanlar. öss şeyimde bile değil çünkü fizik kimya yapamadığım için össyi kazanabileceğimi düşünmüyorum.

bir kaç ay gene aralıklarla dönüyor başım. bazen hafif bazen öldürücü şekilde şiddetli. "hah stres cağnııımm" diyip takmıyorum bile.
aylardan nisana geldiğimiz zaman baş dönmelerim o kadar şiddetli bil hal alıyorki gene doktorda buluyorum kendimi.
stres olup olmadığımı soruyor. hayır diye cevaplıyorum. hiç stresli değilim. ama kurtarın beni bu baş dönmesinden. bir kaç test yapıyor. sonuç yok.
başın döndüğü an nerde olursan ol yanıma gel diyor. peki diyip gidiyorum.
aradan çok zaman geçmeden okulda yakalıyor beni baş dönmesi. dersin tam ortasında. kafamı sıraya gömüp geçmesini bekliyorum. geçmiyor illet. annemi aramak için izin istiyorum. annem gelip beni alıyor. doktora gidiyoruz. bu şekilde 2-3 kere gidiyorum doktora. dengeyle ilişikli problemlerimin olmadığını söylüyor. 2398219 doktordan gelen raporlara bakıyor. MR istiyor benden son çare.

o güne kadar MR nedir bilmeyen ben, MRa giriyorum. dat dat dut dut sesleri arasında kendime melodiler uydurup 40 dk sıkılmamaca oyunu oynuyorum. hangi sesin ne zaman geleceğini bile çözüyorum.

doktor MR sonuçlarıma bakıyor. temiz. ama MRı çeken görevli Hipofiz MRı çektirmemi öneriyor. bir kez de onun için giriyorum alete. bu sefer işkence 20 dk. önceden tecrübeliyim ya, şarkı sözleri falan yazıyorum seslere.

aradan 2 hafta fln geçiyor. hormonal testleri göstermek için bi doktora gidiyorum. kadın tümör ama önemli değil diyor. anneme bakıyorum. biliyorum sende ne olduğunu bakışı atıyor bana. ben ise şaşkınım. benimle ilgli olan bir şeyde en son benim haberim oluyor. doktordan çıkınca sokak ortasında annemi azarlıyorum. ölsem gebersem gene söylemeyeceksin değil mi? kaç ay ömrüm kalmış 1 miii? kurtuluyosun bendennn! diye bağırıyorum. babam beni zor sakinleştiriyor.

hazmedemiyorum böyle bir şeyi. her ne kadar bana iyi huyu olduğu söylense de yediremiyorum. korkuyorum bir yandan. ya kötü huyluya dönerse? ya ben istediklerimi yapamadan ölürsem?

ankarada en iyi olduğu söylenen hacettepedeki bir doktora gidiyorum. ameliat tarihini belirleyecek. hala aylardan nisan. öss öncesi bu işi yapmak olmaz, össden hemen sonra bana gel diyor. fazla uzatmadan bitirelim bu işi.

2 ay karnımda yumrukla geziyorum. bir kaç kişi biliyor ameliat olacağımı. çok kişiye söyleyip de acıtasyon yapmıyorum. sadece tek bir güzelliğinden faydalanıyorum. beni üzmemeleri gerek. bilen herkese "üzme lan beni ölürüm bak!" diyorum.

öss geliyor geçiyor. 2 gün sonra hastaneye gidiyorum. yarın gel yatırıcaz seni. testler yapmamız lazım, anca cuma alırız ameliyata diyorlar. peki diyorum.

yatıyorum hastaneye. ama yattığım gece konseri var dumanın. arkadaşlara da söz vermiştim üstelik. "hastanede yatıyorum ben, bu akşam gelemicem" diyorum. anlayışla karşılıyorlar. 2 gün boyunca testler yapılıyor. ameliattan önceki gece 4 saatline eve gidebilirsin, git dinlen ama bomba gibi gel diyorlar. heee kolaydı sanki bomba olmak. beynin bi parçası olan hipofizimle oynaşıcaklar yarın!!

eve gidince msnde mllete "ölürsem kabrime gelme istemeeğğğmmm" geyiği yapıyorum. endişeliler. ama ben kendi endişemi salaklıklarımla ört bas etmeye çalışıyorum. güçlü kızım ya sanki.

ameliat sabahı oluyor. ilk önce ameliat ben olucam o gün. 13 tane ameliathane var. ben 7. sinde olucam. kapıda bekletiyorlar beni sedyede. önümdeki sedyede bir bebek ağlaması. bir anda kafamda bi asistan beliriyor. "merhabaaa camentaaa ben ameliat ekibinden bıkbıkbık, nasılsın bakalımmm" diyor. "bomba cağnııım" diyorum. o arada gözlerimin bebekde olduğunu görüyor. "4 günlük daha.." diyor. ama bellki bir sorunu var. yoksa ameliathanede ne işi var?

içeriye giriyorum. inanılmaz lüks. tam önümde koca bir ekran. plazma. hemşire "oradan ameliatın gidişini izlicez" diyor daha ben sormadan. o sırada başka bir asistan disko müziği diye adlandırabileceğimiz bir müzik açıyor. dehşetle bakıyorum. "lan bunlar eller havaya modunda mı beynime giricek?" anlıyor bakışlarımdan. "havaya gir diye açıyoruz, yoksa klasik müzik dinleriz" diyor. enteresan. o sırada sarı saçlı hemşire "şimdi sana narkoz vericem" diyor. damar yolum zaten 2 gündür açık. zor olmuyor onun için. "şimdi uyuy...." gerisini hatırlamıyorum.

uykulu halimden bir sarsıntı uyandırıyor beni. hemşirelerden biri bacağımı olağan hızla sarsıyor. "camentaaa"... ne var mınakissss! diyemiyorum tabiki. o an idrak ediyorum ameliyattan çıktığımı. ve de sedyeye düğümlenmiş olduğumu. panik olur da kaçmaya çalışırım diye bağlamışlar beni sedyeye. ama ben kıvrak bir hareketle sağ bacağımı düğümden kurtarıyorum. hemşire bana "bak annenle baban.." diyor. ihi diye gülümsemeye çalışıyorum ama gözümü açamıyorum. 2 dk sonra babamların yanına gittiğimde babamların tüm şirketinin hastanede olduğunu görüyorum. mtlu oluyorum. "tüm ameliyatı izledik" diyor babam. ekranlar varmış, izleniyormuşum her açıdan. ne manyaklık ama!

yoğun bakıma alıyorlar beni. hadi biraz dinlen diye. ama uykum yok. mal mal etrafı izliyorum. bir anda hareketlilik oluyor. doktorlar girip çıkıyor. sonra bir adam sedyeyle üzeri örtülmüş şekilde dışarı çıkartılıyor. bakakalıyorum. ölüme ilk defa bu kadar yakınım çünkü. tüylerim ürperiyor. sabit bir noktaya bakıyorum dakikalarca. tam o sırada içeriye bi kadın ve bi adam geliyor. yanımdaki yatağa oturuyor. o an bakıyorum yan yatağa. ameliyata girerken önümde olan bebek... annesinin kucağında. hareketsiz. ilk defa düşünme yetimi kaybediyorum. anne ağlıyor. baba isyan ediyor. gözlerim nemleniyor ama bişey diyemiyorum. dersem suçlu olucakmışım gibi geliyor. bir kaç saniye sonra bebek bir çarşafa sarılıyor ve uzaklaşıyor. o an yaşamı sorguladığım ilk an oluyor....


yaklaşık 3 saat sonra hemşireler geliyor. uyumadın mı diyorlar. ne mümkün. 5 dakika arayla 2 ölüm geçmiş hayatımdan. hala şokundayım. beni tekrar MRa sokacaklarını söylüyorlar. götürülüyorum. annemle babam yoğun bakımın dışında beni bekliyorlar. beni gören annem yerinden kalkıp yanıma geliyor. MR odasına kadar yanımda yürüyor. sıra bekliyoruz odaya girebilmek için. annem iyimisin diyor. cevap veremiyorum. boğazım düğümlenmiş. 3 dakika kadar sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyorum. "öldüleer" diyorum sadece. annem benim hayal gördüğümü sanıyor. kim öldü diyor korkarak. "adam ve bebek" diye kekeliyorum. tüm hastaneden duyulabilecek şekilde ağlıyorum. yıllardır ağlamamış da hepsini bir anda dışa dökmüş gibi. susturamıyorlar beni. hasta yakınları korku dolu gözlerle bana bakarken hakkımda konuşmaya başlıyor. MRa girdiğimde hala ağlıyorum. bu yüzden zor oluyor MR çekmeleri. ama 20 dk içinde azıcık da olsa uyuyabiliyorum. çıktığımda gözlerim şişmiş, boğazım acırken buluyorum kendimi. tekrar yoğun bakıma alınıyorum.

yemek yedirmeye çalışıyor hemşireler. istemiyorum. zor insanı oynuyorum. karşı yatağımda bir teyze var. yanımdaki hemşireye "seni memedime alam mı" diyor. gülmek istiyorum gülemiyorum. muzur bir bakış atıyorum hemşireye."aldırma seeen" diyor gülerek. tüm yoğun bakım ünitesi kahkahalardan kırılıyor. hemşireden yanıt alamayınca bana çeviriyor ibreyi teyze. memedinin içkisi kumarı olmadığını söylüyor. umursamıyorum. bir kaç saat daha uyumadan etrafı izliyorum. kanayan burnumu temizliyorum(ameliat burnumdan beyne ulaşarak oldu)

akşam saatlerinde doktorlar beni ziyarete geliyor. "sıkıldın mı" diyorlar. evettt diyorum. ne olur götürün beni burdan. "ilk defa bir hastamızı 24 saat geçmeden çıkarıyoruz bak kıymetini bil" diyorlar. gerçekten de 8 saat sonra odama çıkarılıyorum.

o an özgürlük bu diyorum. ziyaret saati bitmesine rağmen kaçak girişle benim yanıma gelen tanıdıklarla sohbet ediyorum. herkes gittikten sonra annemle baş başa kalıyoruz. bitti diyor. geçti işte. bana kahve alması için yolluyorum onu. telefonumu alıp sırayla beni merak edenleri arıyorum. şaşırıyorlar çabuk çıkmış olmama. "eh" diyorum. "farkımız, hızımız".

ertesi gün hormon dengelerini ölçmek için su içmeyi yasaklıyorlar. günde 2 bardak içmeme izin veriyorlar. geceleri anneme yalvarıyorum su diye. inat ya, vermiyor. ertesi sabah tuvalete gittiğimde musluğa takılıyor gözüm. el yıkıyorum adı altında su içmeye başlıyorum. alışkanlık oluyor. günde 15 kere tuvalet diye gidip su içiyorum. doktorlar şaşırıyor tabi. 2 bardak su içen kızdan 10 litre su çıkmasına. hastanede kalış sürem de uzuyor böylece. su çıkışını(!) kontrol altına almaya çalışıyorlar. bana verdikleri su miktarları arttıkça ben de musluktan içmeyi bırakıyorum. bir gün müjdeyi veriyorlar. yarın taburcusun...

eve gelince kendimi inceliyorum. çökmüşüm... günde 30 kere kan alınmasından dolayı kollarım mosmor. gören eroinman sanıcak. ama olsun... evimdeyim...

-------------------


bu ameliyat hayatımda bir çok şeyi değiştirdi. ruhsal açıdan olaylara girersem çıkamam. o yüzden fiziksellere bakalım: hala burnum acır ara ara. nasıl girmişlerse artık... su kaydıraklarından kayamam mesela. 3 gün kafam güzel oluyor... hormonlarımla oynanmış olması ve narkozun etkisiyle geçen 2 senede 10 kilo aldım. bunun 5ini verdim yavaş yavaş. gözüm kalan 5inde... senede 1 kez istanbula kontrole gidiyorum. neden istanbul derseniz.. çok uzun hikayesi var. ayrı bir blog konusu.

hayatımın en önemli senesiydi bu sene. öss stresine bağlanılan baş dönmelerinin ardından tümör çıkacağı kimsenin aklına bile gelemezdi...

3 insan evladı "Durun siz kardeşsiniz!" demiş:

Aslı dedi ki...

Çok etkilendim, bir şey yazmalıyım diye hissettiğim için yazıyorum şu anda.
İyileşmiş olmana çok sevindim, sanki seni tanıyormuşum gibi gerçek...

Leah dedi ki...

Ben de "Kız kardeşimin hikayesi" diye bir film var Cameron Diaz oynuyor başrolünde. Anlatmayayım şimdi filmi, çok etkilenmiştim, hayatın anlamını, her şeyi sorgulamıştım. Neden diye saatlerce ağlamıştım hıçkıra hıçkıra. Allah'a asi gelme demişti annem sonra. Ama demiştim neden ya? Hala da anlamıyorum o günahsız bebeklerin doğar doğmaz ölmelerini, hiçbi şeyi.
Büyük geçmiş olsun. Sınanıyoruz biz bi şekilde. Acılı, sancılı oluyor genelde. İyi olmana çok çok sevindim, umarım bundan sonra hep mutlu günler yaşarsın.

...camenta... dedi ki...

o filmi ben de izledim :(
gerçekten çok etkilenmiştim.